SON DAKİKA

Zombileri Politize Eden Adam: George A. Romero

Bu haber 17 Temmuz 2017 - 12:42 'de eklendi

Emre Tanç

“Eğer bilim, kabile törenlerindeki figürler yerine Haiti ve Afrika’daki Voodoo’yu irdelerse, bugüne kadar tıpta bilinmeyen bir takım gizemlerin gücüne ulaşacaktır.”

Bu cümle, 1937’de Haiti’de yerel halkın geleneklerini inceleyen, araştırmacı Zore Neale Hurston’a aittir. Afro-Karayip inanışlarından doğan zombi miti, ölülerin doğa üstü etkiler ve şamanistik hekimliği aracılığıyla yeniden hayata döndürülmesi anlamına gelir.

Özellikle Karayip Ülkelerinde, halk arasında yayılan zombi hikayelerinin, Hurston gibi bilim insanları tarafından da desteklendiği görülür. Karayip’lerdeki zombi hikayeleri çoğunlukla; ölümlerinin üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra, kendilerini tanıyan insanlar tarafından görülen ‘geri dönenler’ üzerinedir. Hatta, kendilerini geri döndüren insanların kontrolünde olduğuna inanılan bu zombilerin, efendileri tarafından kas gücü gerektiren işlerde çalıştırldığına dair söylentiler vardır.

Bu durumlarıyla Afro-Karayip anlatılarındaki zombiler, korku sinemasında görmeye alışık olduğumuz tasvirlerinden uzaktırlar. Daha çok, “Tanrılar Çıldırmış Olmalı 3″teki çıngırak sesiyle komut alan ve yerlilerin eğlencesi haline gelen ‘Ancestor’ karakterine benzerler.

Sinema izleyicisini, saldırgan ve insan etine aç zombi olgusuyla ilk kez tanıştıran ise George Romero olmuştur. O güne dek sinemada, ölümden geri dönüş; hortlak ve vampir teması üzerinden işlenmiştir. Ancak, kalbine kazık çakma gibi yöntemlerle etkisiz hale getirilebilen bu yaratıklar, filmlerin kahramanlarının kişisel problemi olarak kalırlar.

Zombilerin yaptığı gibi, kıyamet sonrasının dünyasına dair küresel politik mesajlar veremezler. Romero, kalabalık gruplar halinde insanların etrafını saran zombilerin korku türü içinde öne çıkmasını sağlayan isim olmuştur.

Romero’nun zombileri sadece çürüyen bedenleri ile taze ete saldıran sürüler değildir, aynı zamanda güncel toplumsal korkuların Beyazperdedeki yansımasıdır. Geniş bir sinema çevresince modern korku filmlerinin babası sayılan “Night of the Living Dead” politik referanslarıyla buna çok iyi bir örnektir. Romero bu ilk uzun metraj filmini, özgür hareketlerinin dalga dalga tüm dünyada yayıldığı, Vietnam Savaşı’nın Amerikan Toplumu’nu ikiye böldüğü 1968’de çeker. Bu, siyahi eşitlikçi ve feminist aktivizmin kendisini hissettirdiği, aktivist liderlerin sürekli tehdit altında olduğu bir yıldı. Öyle ki; daha bir sene önce orduya katılmayı reddeden Muhammed Ali, meşhur Vietnam karşıtı konuşması ve “Viet Konglular bana hiçbir zaman zenci demedi” söylemi yüzünden vatan haini ilan edilmişti.

Bazı eleştirmenler, filmin 60’ların Amerikasına dair yıkıcı bir eleştiri olarak okunabileceğini ileri sürerler. Bu görüşlerinde de çok haksız sayılmazlar. Film; ırkçılık, ataerkil toplum ve Vietnam Savaşı’nın yarattığı devlet kurumlarına karşı güvensizliği cesurca ele alır. “Night of the Living Dead”in devrim niteliğindeki başka bir özelliği ise, ilk defa siyahi bir protagonist’e yer vermesidir. O güne dek bir Hollywood filminde ana karakterin siyahi olduğu başka bir filme rastlanmamıştır. Duane Jones’un canlandırdığı siyahi kahraman Ben Huss, aslında iki savaşta mücadele etmiştir. Dışarıdaki savaş ‘Vietnam’ ve içerideki savaş ‘ırkçılık’.

Film iki kardeşin mezarlık ziyaretiyle açılır. Kendilerine doğru uyuşuk şekilde yürüyerek gelen bir adamı gören erkek, kız kardeşine ‘seni almaya geliyorlar Barbara’ diyerek aklınca şaka yapar. Ancak tuhaf yürüyen adam ona saldırıp, kafasını mezar taşına vurduğunda iş espri olmaktan çıkar. Aksayarak yürüyen ve homurdanan küçük grubun mezarlık sahnesindeki gelişi, Beyazperdedeki ilk zombi kuşatmasıdır.

Romero’nun çekeceği, altı filmlik zombi serisinin tehdit unsuru ilk kez görülür, ancak yönetmen bu filmlerin hiçbirinde ölülerin dirilmesine neyin sebep olduğunu açıklamaz. Sadece karakterler kendi aralarında geri dönüşlerin sebebini tartışırken fikir yürütürler. Nasa’nın düşen uydusundan yayılan radyasyon, ilahi bir ceza veya yayılan bir enfeksiyon, ihtimaller arasındadır. Bir çiftlik evine sığınan filmin kahramanları, eve hücum eden zombilere karşı, sırayla avlandıkları bir mücadele verirler. Filmin antagonisti olarak gösterilen Harry karakterinin, esas oğlan Ben ile olan ilişkisi filmin tansiyonunu belirleyen ana unsur olarak görülebilir. Çünkü orta sınıf beyaz Amerikalı Harry, rengi yüzünden Ben’den hoşlanmamaktadır ve kendisini onun karşısında emir veren bir pozisyona taşımaya çalışır. Fakat, dikbaşlı ‘zenci’ onun emirlerine uymayı reddettiğinde, öfkeye kapılır.

Ben ile Harry arasındaki çatışmanın dozu, nerede saklanılacağı konusundaki tartışmada iyice yükselir. Mahzen’deki saklanmayı öneren Harry’nin teklifi Ben tarafından kabul görmez. Evde bulunan diğer karakerler; Tom ve kızarkadaşı Judy’de Ben’i haklı bulduğunda Harry ‘beyaz üstünlüğünü’ kaybeder. Ben, çiftlik evinin yeni düzenini ona ‘ağaşıda sen patron olabilirsin ama burda patron benim’ sözleriyle açıklar.

Ben, Tom ve Judy’nin kamyonu alıp çiftlik evinden çıkma girişimleri hüsranla biter ve Tom’la Judy’nin ölümünün ardından, Ben’in etrafı tamamen beyazlardan oluşan bir zombi gurubuyla çevrilir. Ku Klux Klun’ların yakaladıkları siyahları linç etmelerini andıran bir durumdan kurtulan Ben, tekrar eve sığınır. Filmin finaline doğru, Harry’nin kendi öfkesinin kurbanı olup ölmesi, takındığı tavır yüzünden aslında karısı ve kızının da ölümünden sorumlu olması gibi,  ‘ırkçının’ cezalandırıldığı pek çok madde sayılabilir.

Etnik tartışmaların yanında “Night of the Living Dead” iyilerin mutlu sona ulaştığı bir final vermeyişiyle de kural bozucu konumdadır. Zombi istilasını atlatmayı başaran Ben Huss, yardım için çiftlik evine gelen bir ‘redneck’ (eğitimsiz, ırkçı ya da ırkçılığa meyilli) tarafından zombi sanılarak vurulur. Onun cesedi de, hastalık kaptığı düşünülen diğer ölülerle birlikte çiftlik evinde yakılır. Martin Luther King’in öldürülüşüyle aynı yıl, Malcolm X suikastinden ise üç yıl sonra çekilen filmde, Romero’nun Ben’e uygun gördüğü sonu, alelade tasarladığını düşünmek fazla iyi niyetli bir yaklaşım olur.

“Night of the Living Dead”in seyirciden gördüğü ilgi korku sinemasına farklı bir boyut kazandırır. Ancak Romero, gişe hedefi ile serinin devamını çekme konusunda acele etmez.

Serinin ikinci filmi “Dawn of the Dead” tam on yıl sonra, 1978’de çekilir. Yönetmen, bu süre aralığında “The Hungry Wifes” ve “The Crazies” gibi korku türünde kült haline gelen filmler yapar. Takıntılı olduğu zombi temasının, arka planını besleyecek olan politik atmosferin değişmesi için, on yıl gibi bir sürenin geçmesini beklemesi mantıksız değildir.

Gerçekten de, Vietnam Savaşı ve Özgürlük Hareketleri için verilen mücadelenin sancıları hala hissedilse de, Amerika’da Carter Dönemi başlamış, bir taraftan da televizyonun ‘zombileştirdiği’ toplum, iyiden iyiye popüler kültürün etkisi altına girmiştir. Elbette popüler kültürün etkisinden doğan bir unsur daha vardır. Romero’nun filmin merkezine aldığı eleştiri noktası “tüketim toplumu”…

Film bir televizyon kanalındaki panik ve koşuşturmaca hali ile açılır. Zombi kıyameti gerçekleşirken, yetkililer tarafından şehir tahliye edilmeye çalışılmaktadır. Canlı yayında konuk olan uzman, ölülerin dirilişini pek de inandırıcı bulmayan program sunucusunu iknaya çalışmaktadır. Kanal çalışanları da gelen bilgilerden korkup görev yerlerini terk etmek istediğinde, kanal yöneticisi yayının devam etmesi gerektiğini haykırarak herkesi yerinde tutmaya çalışır. Medya çılgınlığının getirdiği “şov devam etmeli” sloganına atıfta bulunan Romero, bu sahnenin ardından polisin varoşlardaki apartmana yaptığı baskını gösterir. Özel tim, evlerini terk etmek istemeyen bina sakinlerinin de bulunduğu apartmana baskın yapar ve silahlı bir grupla aralarında çatışma çıkar. Daha çatışma başlamadan önce içerdekilerin, “Porto Riko’lular” veya “zenciler” olduğu konusunda söylenen bir özel tim üyesi görülür. Binaya girildikten sonra kontrolünü kaybeden bu polisin, önüne gelene ayrım yapmaksızın ateş etmesi, kural koyucular tarafından işçi sınıfına karşı evrensel boyutta uygulanan aşağılama ve istismara bir göndermedir.

Film, bir trafik helikopteri muhabiri, onun televizyoncu kız arkadaşı ve işçi apartmanındaki çatışmadan çıkan iki özel tim polisinin, birlikte bir alışveriş merkezine sığınmalarıyla devam eder. Sınıfsal çatışmaya dair başka bir dokundurma, işin ırkçılık tarafı ile birleşerek motorcu çetesinin belirdiği  sahnede göze çarpar. İki polisin, filmin başında yaptıkları baskını andırır şekilde filmin ana karakterlerini tehdit eden motorcuların lideri, grubun tek siyah üyesi olan Peter’a ‘hey çikolata adam!’ diye seslenir. “Night of the Living Dead”de, film boyunca gündeme getirilen ırkçılık tartışmasının yerini “Dawn of the Dead”de  sınıf çatışması merkezli politik referansların aldığı görülür. Apartmana yapılan baskın’daki polisin ırkçı kelimeleri dışında, ırk üzerinden tek söylem bu sahnede duyulur. Buradaki ‘çikolata adam’ tabiri özellikle seçilmiştir. Çünkü motorcu lideri, onun rengine atıfta bulunmanın ötesinde, Peter’ı bir birey olmaktan çıkarıp bir eşyaya dönüştürür. Bütün filmin altında yatan tüketim fetişizmini, motorcunun Peter’a taktığı isimden okumak mümkündür.

Hayatta kalanlar için sığınak haline gelen alışveriş merkezinin büyük bir bölümünde dolaşan zombiler, hala eski alışkanlıklarını sürdürmektedirler. Son moda kıyafetleri üzerine giymiş, şık bir halde dolaşan kadın zombi vitrinlere bakarak yürürken, bir alışveriş arabasını iten başka bir yürüyen ölü onun yanından geçerken görülür. Bunun gibi, elektronik eşya mağazasının önünde durmuş sergilenen televizyona boş boş bakan başka bir zombi de seyirciye gösterilir. Onların bu haline bakan Peter; “bu biziz, hepsi bu!” dedikten sonra “neden burada olduklarını bilmiyorlar, sadece burada olmayı istediklerini hatırlıyorlar” saptamasını yapar. Bu görüş, insanların günlük yaşamlarında edindiği yer nedeniyle alışveriş merkezinin, filmin ana mekanı olarak seçildiğini açıklar. Bu açıklama, bilinçsiz şekilde orada dolanan zombilerin aslında neden orada olduklarını bilmemeleri, uyum sağlama dürtüsü ile yanlış şartlanmaya bağlanır.

George Romero’nun 1985’te çektiği, serinin üçüncü filmi “Day of the Dead”, bir grup bilim adamı ve askerin, zombi kıyametinden sonra Florida’da sığındıkları yer altı üssünde geçer.

İlk filmde aniden ortaya çıkan, ikinci filmde ise global şekilde yayılmaya başlayan zombiler artık dünyayı istila etmiştir. Sadece Amerikan Hükümetinin kırıntıları ve ordusundan arta kalanlar, koloniler halinde sığınaklarda yaşamakta ve  bilim adamları çaresizce, hastalığın tedavisini aramaktadır. Filmin geçtiği üsteki askerlere, sinirli, uzlaşmaz ve dar görüşlü Yüzbaşı Rhodes liderlik etmektedir.

Bilim adamlarının asla başarılı olamayacağını iddia etmekte ve israftan kurtulmak için onları yok ederek sadece adamlarıyla yaşamayı istemektedir.

Önceki iki filmle kıyaslandığında karakterler son derece sönüktür ve izleyiciye sempatik görünen tek bir karakter bile yoktur. Filmin ilerleyişi içinde, bilim adamları ile askerler kendi aralarındaki savaşa dalıp asıl tehdidi unutur ve bunun bedelini ağır öderler. İnsanoğlunun birlik olup mücadele etmediği takdirde yok olmakla yüz yüze kalacağı önermesini sunan film, tematik açıdan da önceki iki filme göre zayıftır. Seksenlerde yapılan en ‘kötümser’ bakış açısına sahip filmlerden biri olduğu söylenebilir. “Day of the Dead”in Romero’nun serisi içinde en önemli özelliği ise, zombilerin evrimleşmeye başladığı film olmasıdır. Ancak yönetmen, bu evrimleşme sürecinin geldiği noktayı göstermek için tam yirmi yıl bekleyecektir.

Romero’nun 2005’te çektiği “Land of the Dead” hala güncel olan politik sürece dair çok güçlü göndermeler içerir. Zombilerin ele geçirdiği dünyada insanlar, etrafı elektirikli tellerle çevrili büyük bir şehre kapanmıştır. Dış dünyaya sadece, ağır silahlı ve zırhlı araçları olan erzak toplama timi çıkış yapabilmektedir.

Dennis Hopper’ın canlandırdığı Kaufman tarafından yönetilen şehirde herkesin mutlu olduğu söylenemez. Şehrin ileri gelenleri ve zenginler Fiddler’s Green adı verilen lüks gökdelenlerde yaşarken, geriye kalan çoğunluk; hastalık, suç ve karaborsacılıkla boğuşmaktadır. İçinde yaşamanın bir statü meselesi olduğu Fiddler’s Green’in reklamları dışarıdakilere gösterilerek, çok çalışıp, itaat ederlerse, bir gün oraya girebileceklerine inandırılmaktadırlar.

ABD’nin Irak işgalinin sivil katliamlarla devam ettiği, Neoconların dünyanın sürüklendiği gerilime aldırmaksızın, güçsüz ülkelerin doğal kaynakları sömürdüğü 2005’te, Romero’nun Kaufman ve onun yönetim kurulunu nereden esinlenerek yarattığını tahmin etmek zor değildir. Hatta Dennis Hopper bir röportajında, Kaufman’ı canlandırırken dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’den ilham aldığını belirtmiştir.

Filmin protagonisti Riley Dembo, erzak timinin başıdır ve şehirden ayrılıp, ne zombi ne de insan yaşamının olduğu Kanada’ya gitmeyi amaçlamaktadır. Yardımcısı Cholo’nun ise daha farklı hedefleri vardır. Derin devlet usulü çalışarak, Kaufman’ın tetikçiliğini yapan Cholo, ondan hizmetlerinin karşılığını beklemektedir. Bu karşılık ise, Fiddler’s Green’de yaşamaktır. Fakat Kaufman onu reddeder ve bu Hispanik karaktere lüks yaşama geçişin vizesini vermez.

Kaufman’dan intikam almak isteyen Cholo, adamlarıyla birlikte ağır silah donanımları olan zırhlı aracı çalıp, şehri vurmakla tehdit eder. Şeytani kapitalist düzen, bir kez daha kendi eliyle terörizmi yaratmıştır. Kaufman’ın fidye isteyen Cholo’ya cevabı ise, Bush yönetminin 11 Eylül sonrası terörizm karşısındaki politikasını yansıtır şekilde “biz teröristlerle pazarlık etmeyiz” olur. Etnik kimliği vurgulanan Cholo’nun, “cihadı onun kıçında patlatacağım” demesi tam da bu noktada kayda değer bir cümledir. Çareyi, Cholo’yo durdurması için Riley’i görevlendirmekte bulan Kaufman, onun yanına bir İspanyol erkek, bir cüsseli Samoa’lı ve bir kadından oluşan üç kişi verir. Tıpkı Irak’ta görev yapan Amerikan askerlerinin çoğunluğunun olduğu gibi, ekibin toplumda ötekileştirilenlerden oluşması göze çarpar.

Elektirikli tellerin ardında ise, çok daha güçlü bir politik öngörünün sinyalleri verilir. Filmin başında, erzak ekibindekilerin eğlenceye dönüştürerek yürüyen ölülere saldırmasını, bilinçli bakışlarla izleyen siyahi bir zombi görülür. Erzak toplama işlemi sırasında, gökyüzüne atılan havai fişeklerle zombilerin dikkatinin dağılması sağlanır. Türünün boş gözlerle havai fişeklere bakmasına öfkelenen ‘Big Daddy’ diye adlandırılan siyahi zombi, onların kafasını şehre doğru çevirir.

Obama’nın ABD Başkanı olacağı söylense, çoğu insanın safsata olarak değerlendireceği 2005’in siyasi atmosferinde Romero, Big Daddy’e adeta “we need change” dedirterek, zombileri Fiddler’s Green’in ışıklarına doğru yürütmesini gösterir. Romero’nun “Day of the Dead” de tohumlarını attığı zombilerin evrimleşme süreci farklı bir aşamaya gelir. Bir önceki filmde; hafıza ve bilinçten yoksun olsalar da, zombilerin deneme yanılma süreçlerini öğrenebilme kapasitesi olduğu ortaya çıkar.

“Land of the Dead”de geldikleri noktada ise, ateşli silahları zor da olsa kullanabilmektedirler. Filmin sonlarına doğru Cholo’nun ısırılması ile zombilerin bilinç ve hafızasına dair alışagelmemiş bir ipucu verilir. Cholo ısırıldıktan sonra, kendisini vurmayı teklif eden adamına “hep nasıl yaşadıklarını merak etmişimdir” diyerek, diğerlerinin gözünden dünyaya bakıp empati kurmak gibi bir politik mesaj daha verir. İşin zombi evrimi kısmındaysa, Cholo’nun dönüştükten sonra hala intikam için Kaufman’ın peşinde olduğu görülür. Fiziksel olarak dönüşen Cholo, kendisine ateş eden Kaufman’ıın yakalar ve zombi içgüdüleriyle onu ısırmak yerine nefretle boğazına sarılır.

Filmin climax’inde, Big Daddy’nin örgütlediği zombiler, şehri saran nehri (filmin başında sudan geçemeyecekleri vurgulanır, ancak liderlerinin cesaretlendirmesiyle bunu başarırlar) geçerek Fiddler’s Green’e kadar ulaşır ve katliam yaparlar. Riley ve ekibinin yetişmesi ile daha fazla insanın kaybı önlenir. Big Daddy’nin yanındaki zombilerle uzaklaştığını gören Riley, onlara ateş açmak isteyen adamını durdurur ve “sadece gidebilecekleri bir yer arıyorlar. Tıpkı bizim gibi…” der. “Land of the Dead'”in, ‘ötekilere’ karşı empati kurmak gerektiği ve farklılıklara rağmen tüm insanların ‘sadece var olmaya çalıştığı’ mesajıyla final yaptığı düşünülebilir. Bunun yanı sıra; bir grubun kendisini ayrıcalıklı görüp, alt sınıfları ezmeye kalktığında, ‘kaosun kaçınılmaz son olacağı’ iddiası da üzerinde durulmaya değerdir.

George Romero 2007’de çektiği “Diary of the Dead”  zombi serisinin içinde değerlendirilmesine karşın, hikaye “Night of the Living Dead”le başlayan sürecin devamı değildir. Zombi kıyameti yeni başlamıştır. İlk dirilen ölüler ise, karısıyla çocuğunu vurduktan sonra intihar eden adamın oluşturduğu, bir “göçmen” ailedir. Film “The Blair Witch Project” ve “Paranormal Activity” serilerinin öncülük ettiği hareketli kamera tarzıyla çekilmiştir. Oldukça yüksek aksiyon düzeyi, filmi bazı sahnelerde gore türüne yaklaştırır. Korku filmi çekmeye çalışan üniversite öğrencileri, ölülerin dirilişi sonucu çıkan kaosta, olup bitenleri youtube’daki videolardan takip eder hale gelirler. Romero bu defa, internetin insanlık üzerindeki etkisi ve teknoloji çılgınlığını sorgular. “Diary of the Dead”in zombileri de, yönetmenin alışageldik zombilerinin dışındadır. Önceki filmlerdeki yavaş hareket eden zombilerin yerini “28 Days Later”daki gibi koşarak saldıran ölüler alır. İnsanlığın iç çekişmeleri ve dünyayı sömürme konusundaki duyarsızlıkları nedeniyle “gerçekten kurtarılmaya değer miyiz?” sorusunu sorduğunu söylemek mümkündür.

“Diary of the Dead”de son derece kötümser bir bakış açısı edinen Romero, 2009’da çektiği “Survival of the Dead”de daha iyimser bir yaklaşım sergiler. Bir adada yaşayan iki grup üzerinden, aile değerleri ve dini dogmalara dair sorgulamalara yer verilir. “Zombini nasıl eğitirsin?” başlığı altında incelenmesi de mümkün olan filmde, hastalığa tedavi bulunacağına inanan bir grup vardır. Bu grup dönüşenleri kilit altında tutar hatta bazı bilgileri deneme yanılma yöntemiyle zombilere öğretmeye çalışır. Romero’nun serisi boyunca korku unsuru olan zombiler, ilk defa kurtarılabilir hastalar olarak sunulur.

Sonuç olarak George Romero, altı filmiyle seyirciye gerçekten de, zombilerin babası olduğunu kanıtlamıştır. Ölülerin diriliş sebebini ve olayların nasıl başladığını hiçbir filminde göstermez. Ancak şurası kesindir ki; son yıllarda sinemada patlama yapan temanın kaynağındaki “zombi” onun eseridir.

Benzer filmlerin tümü zombi temasına dahil edilirken “enfekte olmuş” ile “zombi” arasındaki ayrımı yapmak için Romero’yu dikkatle gözden geçirmek gerekir. “28 Days Later” ve “I’am Legend”daki enfeksiyon kapmış hastalar Romero’nun zombilerinden farklıdırlar. Salgın hastalık sonucu dünyayı istila ettiği belli olan enfeksiyonluların ortaya çıkışı, Romero’nun zombileri gibi gizemli değildir. Kuduz benzeri bir hastalık kapan enfeksiyonlular çok hızlı şekilde hareket ederek, Romero’nun sadece “Diary of the Dead”deki zombileriyle benzerlik gösterirler.

Zombilerin, enfeksiyonlularla arasındaki ayrımı daha iyi kavramak için, daha da geriye giderek,  I’m A Legend”a da ilham veren 1971 yapımı Boris Sagal’ın yönettiği “The Omega Man” filmine kadar gidilebilir. Buradaki güneş ışığına çıkamayan, ancak bilinçleri yerinde olan kitle modern yaşama dair herşeyi yok etmeye çalışır. Ne enfeksiyonlu ne de zombi olan bu insanlar için ‘lanetli’ tanımlaması yapılabilir. Modern yaşama ve teknolojiye dair herşeyi yok etmek isteyen güruh, değişimden etkilenmemiş tek insanın peşindedir. Ancak güçlü kafa travmasıyla öldürülebilen Romero’nun zombileri doyma duygusu olmaksızın, taze ete saldırırlar. Son yıllarda izleyici rekorları kıran “The Walking Dead” ve”World War Z” gibi filmlerde kullanılan zombi tasvirinin fikir babası George Romero’dur.”The Walking Dead”i ‘arasıra bir kaç zombinin geldiği bir pembe dizi’ olarak tanımlaması şaşırtıcı değildir. Çünkü onun zombilerin karakterlerden daha ön plandadır. Filmlerindeki siyasi yergi ve eleştirinin aracı zombilerdir. Romero’nun her filminde, aksayarak ilerleyen zombi kitlesinin arka planında politik göndermeler vardır.

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat
Kurtköy Escortümraniye Escortescort bayanAtaşehir Escortümraniye escort