SON DAKİKA

Yol Hikayelerinin Sürrealizmle Birleştiği Filmler

Bu haber 27 Haziran 2017 - 13:58 'de eklendi

Emre Tanç

Yevgeni İvanoviç Zamyatin “nereye gittiğimizi sormadım, öylece gidiyorduk. Gidiyorduk, olgunlaşıyorduk, filizleniyorduk ve uyum..” sözüyle yolda olma durumunu tarif eder. Yolda olmanın, bir hedefe varmakla ilgili olmadığını, kendiyle hesaplaşmanın önemine inananlar ve yolculuğu bir hayat felsefesi haline getirenler, Zamyatin’in bu ifadesini severler.

Yolda yaşanan deneyimler, karşılaşılan insanlar ve mekanlar, gidilen yerden daha önemlidir. Yol hikayeleri ve yolun dönüşümüne sebep olduğu insanlar edebiyatın olduğu kadar sinemanın da konusu olmuştur.

Sinema tarihinde “yol filmleri” denildiğinde, ilk akla gelenlerden biri Jean-Luc Godard efsanesinin “Weekend” filmidir. Yaşadığı dönemin sosyal ve sinematik paradigmalarına meydan okuyan Godard’ın Weekend’i, onun zihnini irdelemek için en iyi örneklerdendir.

1967 yapımı film, politik olarak çok önemli bir geçişin yaşandığı dönemin tam ortasında seyirci ile buluşur. Yazar ve eleştirmen Gary Indiana, sinema kariyeri boyunca Godard’ın işlerinin “filmden çok Marksist-Leninist eğitim slaytlarına dönüştüğünü” iddia eder. Ona göre Weekend’in en önemli fonksiyonu, Godard’a bu politik filmlerin arasından kaçış fırsatı sağlamasıdır.

Corine Durand ve Roland Durand çiftinin yatak odasında başlayan filmin, dış mekana çıkıldıktan sonraki ilk sahnesinden itibaren bir delilik atmosferi hakim olur. Durant çifti, ölen bir akrabalarından kalan mirası almak üzere evlerinden ayrılıp yola çıkar. Çifti takip edip alay eden son derece saygısız ve şımarık bir çocuk, arabasına çarptıkları çocuğun annesinin peşlerine düşüp, Durant çiftine saldırmasını, tasmasından tuttuğu köpeğiyle gelip arabanın arkasından ateş eden çocuğun babası izler.”Medeni dünyadan” uzaklaşan çift, trafik sıkışıklığı, kanlı kazalar ve aralıksız şiddetin olduğu taşra manzaralarıyla yüzleşir.

Filmde sınıf çatışmasına dair pek çok mesaj verilir. Filmde kullanılan arabalar bile sınıf çatışmasına dair çok iyi örnektir. Bir yönüyle “Weekend” sinema tarihinde en iyi araba filmlerinden biri olabilir. Sadece, araba fuarını andıran çok sayıda ve türde arabanın kullanımı ile değil, aynı zamanda sınıfsal hatların araba vasıtasıyla tanımlanmasıyla da ilgi çekicidir.

Orta sınıftan bir çiftçinin kullandığı traktörle, üstü açık arabalı genç burjuva çiftin karıştığı kaza, burjuva kızın erkek arkadaşının ölümüyle sonuçlanır. Genç kadının anlaşılır öfkesinin sebebi aslında erkek arkadaşını kaybetmesi değil, sınıfsal nefrettir.”Yol onun hakkıydı”, “O yakışıklıydı, zengindi” diyerek çiftçiyi aşağılar. Çiftçiyle burjuva kızın birbirine girdiği sahnede kızın kızgın olduğu şey araba kazası ve çiftçinin kasıtsız şekilde sevgilisini öldürmüş olması değildir. Onun kızgın olduğu nokta, ölümün aşağı sınıftan birinden gelmiş olmasıdır. Ancak Durand çifti yanlarından geçip onlara yardım etmeyince arkalarından “aşağılık yahudiler” diye küfrederler. Proleter çiftçi ve burjuva kız ortak düşman bulmuşlardır.

Filmde üzerine konuşulabilecek gerçek bir konu yoktur. Uçuk felsefi diyaloglar karakterlerin önüne geçer. Özünde Godard, kapitalizm tarafından yaratılan hayatın saçmalığını ve ardından gelen etkilerini göstermek ister. Filmdeki karakterlerin tamamı aşırı agresiftir ve film boyunca her diyalogtan sonra birbirlerine girmeye hazırdırlar. Sistem için tehdit olanların kanlı ölümleri film boyunca Godard’ın üslubuyla tasvir edilir.

Corrine ve Roland’ın ilerlemeye çalıştığı taşra hattı boyunca sık sık cesetler göze çarpar. Weekend’in en ünlü sahnelerinden biri; tek planda çekilen taşra yolundaki kaza sonrası trafik sıkışıklığıdır. Durand çifti birkaç insanın öldüğü ve yol kenarında kan izlerinin olduğu kazanın yanından geçerken, tek plan çekim kapitalizmin önceliklerini kara mizah bir dille eleştirir. Arabasının yanışıyını izleyen kadın, kazanın korkunçluğunu ve etraftaki cansız bedenleri bir tarafa bırakmış halde, “hermes çantam!” diye feryat eder.

Weekend’de gösterilen şiddetin kendisinden çok, şiddetin tasvir ediliş şekli dikkat çekicidir. Kapitalizmin kaçınılmaz sonunu, kara komedi üslubuyla gösteren sayısız kavga ve kargaşa anına tanık olunur. Tek plandaki trafik sıkışıklığı sahnesinin nihai amacı, Corrine ve Roland için yol boyunca uzanan cesetlerin, yanmış ve parçalanmış arabaların ikinci derecede önemli olduğunu göstermektir. Sonuçta tüm sorunların kaynağı aynı şeydir; “sistem”.

Godard’ı sevip takip eden izleyici için Weekend’deki anti-kapitalist eleştiri sürpriz değildir. Filmini bölümlere ayırmayı seven Godard Weekend’in hikaye akışını da sadece günlere değil, saat dilimlerine ayırarak bir anlatım tercih eder. Her bölüm ekranda beliren yazıyla başlıklandırılır. Günlerin isimleri haricinde başlıklardan biri çarpıcıdır. “Sinemanın ölümü!”. Godard’ın önceki işleri de baz alınıp kıyaslama yapıldığında, “Weekend”de bu denli soyut karakterler yaratmış olmasını sinemanaın ölümü olarak tanımladığı düşünülebilir.

Godard soyutlamaya yabancı olmamasına karşın, filmde görüntülerini açıkça belli olan mesajlar yerine, daha derin anlamlar taşıması için kullanır. “Çete” ve “Alphaville” gibi filmler birer başyapıt olsalar da, Weekend’in hissettirdiği kadar Godardvari olamazlar.

Film boyunca sürrealizmin, Godard’ın soyutlamalarıyla karşılaştığı karakterler ve durumlar birbirini takip eder. Durand çiftinin arabasına binen silahlı, anarşist bir otostopçu “tanrının en eski nonoşlardan” olduğunu söyleyip, insanın kendisini bilmesinin reddi anlamına geldiğini iddia eder. Napolyon kıyafetli bir adam evrensel insan hakları beyannamesinden söz edip sloganlar atar. Ormanda iki filozoftan biri Durand çifti tarafından yakılır ve “zaten filozoftu” yorumuna maruz kalır. Dinsel göndermelere bir ekleme bulunmak gerekirse çiftçiyle burjuva kızın, Durand çiftinin arkalarından bağırdıkları sahnede Corinne “bütün insanlar kardeştir gibi bir şey söyledi”der. “Bu Marx’ın sözü değil miydi? Roland’da ona dönerek “onu başka bir komunist söyledi. “İsa söyledi” diye cevap verir.

Belki bir Godard filminin ardından, 21. yüzyıla girerken çekilmiş Hollywood filmini (üstelik bu film, ilk bakışta cuma gecesi patlamış mısır filmi gibi görünebilir) örnek göstermek biraz alakasızmış gibi algılanabilir. Ancak iki film arasında, hikaye akışı içinde ortaya çıkan sıradışı, egzantrik karakterlerden, mantığa sığmayan tuhaf durumlara kadar pek çok benzerlik vardır. İki film de, yol üzerinden ciddi bir taşlama ve üzerine kafa yormayı gerektiren argümanlar sunar.

2002 yılında, “Back to the Future” serilerinin senaristi Bob Gale’in senaryosunu yazıp yönettiği “Interstate 60: Episodes of the Road”, hak ettiği değeri görmeyen Hollywood filmlerinin listesinde, üst sıralara oynayabilecek bir yapımdır. İzleyiciyi, hiç bitmemesi hissiyle son derece eğlenceli ve sürprizlerle dolu bir maceraya sürükleyen film, güçlü bir oyuncu kadrosuna da sahip olmasına rağmen, her sinemaseverin izlemiş olduğu filmlerin arasında sayılamaz. En azından yol filmleri denildiğinde öne çıkması gereken “Interstate 60”, pazarlama hataları sonucu, olması gereken ilgiyi görmez.

Hikaye, filmin ana karakteri Neal Oliver’ın (James Marsden) etrafında şekillenir. Doğum gününde, “hayatın anlamını bulmak” gibi ucu açık bir dilekte bulunan Neal, tesadüflere inanmayıp olayların arkasındaki nedenleri sorgulamaya meraklı bir gençtir. Hayatında bir dönüm noktasına gelen Neal için, güvenli seçenek; avukat olan babasının isteğini yerine getirip, hukuk fakültesine gitmek ve pek uyum sağlayamadığı kız arkadaşıyla beraber olmaktır. Riskli olan seçenek ise; aslında var olmayan 60 Numaralı Otoyolda seyrederek, “Danver” isimli şehre bir paket teslim edeceği iş anlaşmasını kabul etmektir.

Geçirdiği bir kaza sonrası hastanede kendisine, iskambil kağıtları arasında kırmızı maça ve siyah kalplerin olabileceği ihtimalini gösteren Ray (Christopher Loyd) ile kanıyla imzaladığı bir anlaşma yapar. Kaçınılmaz olanın farkına varıp, kabul eden Neal, yerleşik olanın kabul gördüğü genel düzenin, gerçek ve mutlu hayatın önünde engel olduğuna kanaat getirir.

Yolculuğu boyunca, sadece reklam panolarında gördüğü hayallerinin kadını Lynn (Amy Smart), billboard’larda kendisine görünerek, gitmesi gereken yöne dair ipuçları verir. Doğumgününü kutladığı restoranda, kendisinden dilek dilemesini isteyen garson O.W. Grant ile karşılaşan Neal, ondan sorduğu sorulara evet ve hayır şeklinde cevap veren “sekiz topu” adlı bir sihirli küre alır. İşi, dilekleri yerine getirmek ve bunu yaparken de çoğu zaman insanlarla alay etmek olan O.W. Grant, filmin başında, Arapların cini veya İrlandalıların Leprikon’unun, Amerikan Kültüründeki karşılığı olarak tanımlanır.

Filmde Neal’ın karşılaştığı her insan ve durduğu her kent sisteme ve Amerikan Toplumuna bir eleştiri niteliğindedir. “Interstate 60″de Hristiyanlık inanışına göndermede bulunan bir iki detay vardır. O.W. Grant’in “en iyi eserlerinden biri” olarak tanımladığı, yol üstünde mola verdikleri restoran sahnesindeki ufak tefek adam ilk göze çarpan dinsel referanstır. Restorandakilerle girdiği iddiayı kazanmak için menüde bulunan tüm yemekleri yiyen bu adam, O.W. Grant’e bakarak, tek dilek hakkını ne şekilde kullandığını oradakilere açıklar. Bir restorana gittiğinde tüm yemekleri yemek isteyen, ancak midesinin sınırlı kapasitesi yüzünden bunu başaramayan adam, dileğiyle gittiği her yerde tüm yemekleri yer hale gelmiştir. Ancak bu defa da maddi olarak bunu karşılayamayacağı için, gittiği mekanlarda bulunanlarla girdiği iddialarla hesabı ödeyebilmektedir. Hristiyanlıkta yedi günahtan biri olan “oburluk” karakterin cezalandırılmasına sebep olmuştur. Neal’ın “kendisine hala keyif alıyor musun?” sorusu üzerine obur adam yine Grant’e bakarak, “hayır artık sıkıcı oldu” cevabını verir. Obur adama kendin istedin dercesine kafasını sallayan O.W.Grant’e bir nevi tanrının adaletini yerine getiren elçi misyonu yüklenir.

Amerikan Toplumuna dair önemli eleştirilerden biri Neal’ın, yolda evden kaçan oğlunu arayan Susan isimli bir kadınla karşılaşmasında ortaya konulur. Susan’la birlikte Banton isimli, uyuşturucu kullanımın serbest olduğu kasabaya giden Neal, burada bulunan herkesin bağımlı olduğunu ve kamu görevi karşılığında Euphoria adı verilen uyuşturucu ile ödüllendirildiğini görür. Susan’ın, euphoria almış ve mutlu olan oğlu annesine karşı çıkıp gelmek istemediğinde, Neal ve Susan polis departmanına götürülürler.

Kurt Russell’ın canlandırdığı polis şefi, uyuşturucu ile mücadelede her yolu denediklerini ve sonunda uyuşturucuyu serbest bırakma karar aldıklarını açıklar. Amerika’daki uyuşturucu problemini irdelemenin yanında, sahnede dikkat çeken bir diğer nokta şerifin söylediği “kendi hayatınızın onlarınkilerden daha iyi olduğuna emin misiniz?” cümlesi olur. Polis şefinin teklifini kabul ederek euphoria’yı kullanan ve mutlu şekilde gülmeye başlayan Susan’ın kararı, sadece oğluna kavuşmak isteyen bir annenin fedakarlığı mıdır, yoksa hayatının monotonluğundan çıkış arayışı mıdır? Sorusunu sorar.

Neal’ın sadece geçerken trafik polisi tarafından durdurulup, eline 2 hafta önce bir kediyi ezdiği gerekçesiyle mahkeme celbi tutuşturulan “Morlaw” (daha fazla kanun kelimesinden türetilmiştir) kasabası ise Amerikan Hukuk sistemine bir eleştiridir. Tüm kasaba halkının avukat olduğu Morlaw, aslında “her isteyenin, istediği konuda birilerini dava edebilme hakkı olmasından” beslenen bir topluluktur. Neal’ın vekaletini verdiği avukat Valerie, Morlaw’da avukat olmayı “her gün yaşanan entelektüel bir şölen” olarak tanımlar.

Filmde beliren en enteresan karakter, eski bir reklamcı olan ve yaptığı reklamlardan biri bir çocuğun ölümüne sebep olduğu için mesleği bırakan Bay Cody’dir (Chris Cooper). Sınırlar hakkındaki bir teoriden bahseden Cody, Amerika’nın doğuşunun, tüm huzursuzların ve delilerin Avrupa’dan ayrılıp, kendilerine yeni bir yer aramalarıyla olduğunu anlatır. Sınırlarla ilgili teorisinden de bahseden Cody, “Interstate 60″nin varoluş sebebini “biraz farklılık arayanlara gidecek bir yer sağlamak” olduğunu söyler. Nasıl ki, bazı insanlara alkol ya da uyuşturucu hayatından gerçeklerinden kaçma imkanı tanıyorsa, aynı sahte dünyayı internet ve televizyon da sunar. “Interstate 60″nin fonksiyonu da tam olarak budur. Ancak tek farkla; hayatın rutinliğinden sıkılanlara sanal değil, gerçek bir dünya sunar.

Filmin sekiz topu gibi fantastik unsurlar ve Neal’in, ergenlik çağındaki bir çocuğun hoşlandığı ilk kızın peşinden koşması gibi, reklam panosunda görüp aşık olduğu kızı araması gibi unsurlarla biraz çocuksu havaya büründüğü gerçektir. Fakat bundan daha derin ve yoruma açık anlamlar içerir. Esprili bir dille işlenen hikayenin, pek çok metafor barındırarak Odysseus’un yolculuğunda olduğu gibi engelleri aşmak için verilen mücadeleyi andırdığı söylenebilir.

Filmin eksiklerine dönecek olursak; senaryoda büyük bir problem olmamakla birlikte, dramatik yapıya zarar veren iki unsur vardır. Birincisi; sorulan her soruya cevap veren büyülü sekiz topudur. Gereğinden fazla önem yüklenen sekiz topu, hikayenin kahramanı Neal’ı kendisine bağımlı hale getirerek, karakterin özelliklerini zayıflatır. Bu, evet ve hayır sorularını cevaplamak için bilgisayar kullanarak, tercih yapma konusundaki yeteneksizliğini, filmdeki daha ilk sahnesinde ortaya koyan Neal Oliver’ın durumuyla ilgili kafa karışıklığı yaratır.

Filmin ilerleyişi içerisinde sekiz topunun ortaya çıkmasıyla birlikte, sadece basit tercihler değil, karmaşık tercihler de dış bir etkenin kararına havale edilmiş olur. Tüm cevapların tanrıda olduğuna inanan Hristiyan inancıyla benzerlikler taşıyan sekiz topu unsuru, filmi sürreal ve sıradışı olmanın ötesine taşıyarak, dinsel bir anlam katar. Doruk noktasında, Neal karakterinin film boyunca yaşadığı tüm gelişim vurgulanır şekilde, topu fırlatıp atması dahi, sekiz topunun filmin ana karakteri üzerinde, dolayısıyla hikayenin üzerindeki önemini pekiştirir.

“Interstate 60: Episodes of the Road”da göze batan ikinci olumsuz nokta ise; Odysseus’un yolculuğu ile benzeşen hikayedeki engellerin azlığıdır. Film boyunca Neal pek çok egzantrik insanla tanışıp, tuhaf durumla karşı karşıya kalır. Ancak hiçbir zaman kişisel hazlarının peşine düşüp yolundan ve hedefinden şaşmaz. Örneğin geçici de olsa, Sirenlerin, Odysseus ve adamlarını cazibesi altına alması gibi bir durumla karşı karşıya gelmenin yakınından bile geçmez. Bu durumun ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır hale gelir. Film içerdiği onca zekice detayın yanında, hiçbir durumda hata yapmayan “mükemmel kahraman” profili çizer. İnsanların sendeleyip, hata yaparak ve ders alarak, olgunlaşıp daha iyi insanlar haline geldikleri görüşü mantıklı olsa da “Interstate 60″nin kahramanı Neal; sigara içmez, babasının isteklerine doğrudan karşı gelmez, kimseye kin gütmez, çok seksi bir otostopçunun ilişki teklifini kabul etmez, hatta yeni birini uyuşturucuya bağımlı hale getirdiği için, kasabada kural olduğu üzere verilen ücreti dahi almaz. Haksız yere atıldığı hapisheneden kaçmak için kanunları çiğnemez, yasal yolla oradan çıkmak için akıl yürütür. Tüm bunların yanında, teslim etmek üzere yol boyunca taşıdığı gizemli kutuyu açmayı aklından geçirmez. Tüm bu özellikler bir insan için abartılı derecede iyidir. Ancak bunun yanında Neal Oliver’ı sıkıcı bir hale getirir.

Uçsuz bucaksız otoyol manzaraları eşliğinde, zaman kavramının ortadan kalktığı, paralel evren mi yoksa hayal dünyası mı olduğu kestirilemeyen yolculuk boyunca, pek çok egzantrik karakter görülür. Neal, adeta bir antropolojist gözüyle, 60 Numaralı Otoyol boyunca karşılaştığı toplulukları ve bireyleri insan bilimsel bir bakış açısıyla inceler.

Sanat hırsızlığı müzesinden, yukarıda sayılan tüm sıradışı tiplemelere kadar pek çok fantastik olayla karşı karşıya kalan Neal’ın yolculuğu hayallerinin kadını Lynn’e kavuşmasıyla sonlanır. Avukat olmayacağını babasına açıklayan Neal, istediği hayata sonunda kavuşur. Bir romantik komediyi andıran mutlu sonla biten film belli unsurlarıyla popüler kültür ürünü veya gençlik komedisi olduğu izlenimi verir. Fakat barındırdığı metaforlar ve sembollerle “Interstate 60: Episodes of the Road” arka planında analiz edilmesi zevkli bir konuya sahiptir.

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat
Kurtköy Escortümraniye Escortescort bayanAtaşehir Escortümraniye escort