SON DAKİKA

Yalan Sarmalında Kürtler ve ABD

Bu haber 26 Kasım 2017 - 22:39 'de eklendi

Mücahit AVRAS

“Bakanların ziyaretlerinden, Başbakan’ın konuşmalarından, bürokratların özel sohbetlerinden yola çıkarak, bir bölümü doğru, diğer bölümü kendi hayal ürünümüz olan bir senaryo yazıyoruz ve bunun gerçek verilere dayanmayan bir senaryo olduğunu bilmemize rağmen, kendimiz de inanır oluyoruz.

Bir süre sonra, daha da ötesine geçiyoruz ve kendi senaryolarımıza dayanarak yorumlar yapmaya başlıyoruz. İşin asıl ciddi ve dramatik yanı, YPG’nin bu şekilde tasfiye edileceğine siyasetçilerimiz, polisimiz, hatta askerimizin dahi inanıyor olmaları.”

Bu ifadeler, PKK yerine YPG’nin kullanılması dışında, 2013 yılında hayatını kaybeden, uzak-yakın herkesin hakkını teslim edeceği gazeteci Mehmet Ali Birand tarafından sarfedildi.

On binlerce insanın hayatı ile günlük yaşayışına sirayet eden ve milyarlarca dolarlık kaynak israfına yol açan, bugün dahi olanca sıcaklığıyla devam eden savaşın neden bir sonuca bağlanamadığının en iyi göstergelerinden biriydi aslında bu ifadeler.

Birand’ın bu sözleri sarfetmesinin üzerinden on yıla yakın bir süre geçmiş olmasına ve bu âmele mâlik olanların deşifre olmalarına rağmen, o günden bugüne değişen bir şeyin olması bir yana Türk medyasına göz attığımızda bu konunun daha karmaşık ve katmerli yalanlar serisi haline getirilmiş olduğunu görürüz.

ABD Başkanı Donald Trump ile AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan arasında 24 Kasım’da gerçekleşen telefon görüşmesinde, Trump’ın “YPG’ye bundan sonra silah verilmeyecek” dediği bizzat Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından söylendi.

Uzun zamandır Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG)  destek sunduğu için ABD’ye dediklerini bırakmayan yeşil mahallenin kalemşörleri, bir anda tersi yönde kalem sallamaya başlayarak yapılan bu açıklamanın altını doldurmaya ve rahmetli Birand’ı bir kez daha haklı çıkaran maskaralıklar yapmaya başladılar.

TV ekranlarında saatlerce sıkılmadan suni analizler üzerinde konuşan ‘eskinin’ üniformalı ‘yeninin’ kravatlı ağabeyleri de, “ABD’nin sonunda yola geldiğini ve Türkiye’nin gücünün şu aşamadan sonra test edilemeyeceğini  anladığını” konuşup durdular…

Bu hızlı dönüşe ABD yetkilileri dahi, yaptıkları açıklamalarda ’şaşkınlık’ yaşadıklarını söyleyerek karşılık vermekle yetindiler.

Rastlantı mı ya da Türk yetkililerin yaptığı açıklamalara karşılık mı verildi bilemiyoruz ama yapılan bu açıklamaların mürekkebi kurumadan, ABD tarafından Rojava’ya gönderilen askeri malzeme ve teçhizatları taşıdığı ileri sürülen konvoyun görüntüleri yayınlandı.

SDG’ye ABD tarafından gönderildiği söylenen bu son yardımların, ulaştığı bilgisi henüz teyit edilmemekle birlikte servis edilen bu görüntülere karşılık yüksek perdeden estirilen yalan rüzgarının nasıl izah edileceği de daha önceki örneklerden yola çıkılarak anlaşılabilir.

ABD’nin bugün Rojava ve Kuzey Suriye’ye silah gönderiyor oluşunun esas ‘sebebi’ Türkiye’nin yanlış politikalarıdır. Fakat halüsinasyonlara kapılı Ankara dehlizlerindeki politik akıl, maalesef bunun anlaşılması önündeki en büyük engel olma görevini üstleniyor.

Kürtler kendi toprakları tehdit altına girdikten sonra dışarıdan bir gücü yardıma ve desteğe çağırmadılar. Mahallelerini, köylerini ve şehirlerini kıt imkanlarla korumak adına yapılanmaya giriştiler ve yerel olarak örgütlendiler. Bu örgütlenmeleri de kısa sürede meyve vermeye başladı.

Hatırlanacaktır o zaman PYD Eş Başkanlığı görevini yürüten Salih Müslim birkaç kez Ankara’da ağırlandı. Ona, Kürtlerin Türkiye’nin güdümünde ve finansmanlığında bir yapı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’na (SMDK) katılması ve özerk bir güç olarak ortaya çıkmaması hususu dayatıldı.

Ancak bu kabul görmeyince Türkiye’nin eski pozisyonuna dönmesi için çok fazla zamanın geçmesi gerekmedi. Kürtlerin Serekaniye, Rimelan gibi stratejik yerlerde Türkiye’nin açıktan destek vermekten çekinmediği El Nusra Cephesi, IŞİD, Ahrar-üş Şam ve Gureba eş Şam gruplarına karşı amansız bir mücadeleye girişip, bahsi geçen grupları bu alanlardan çıkarması Türkiye’nin öfkesini daha da kabarttı.

Ardından Kobani’nin IŞİD mensubu binlerce silahlı güçten oluşan çete ve büyük bir silah desteğiyle saldırıya maruz kalmasına karşılık, ağır silah desteğinden yoksun şekilde büyük bir direniş sergilendi. Ancak güç bakımından büyük bir eşitsizliğin yaşandığı Kobani’de uluslararası koalisyon Ekim 2014’te hava saldırılarına başladı. Koalisyonun silah desteği vermek istemesi ile Türkiye’nin YPG’ye verilmek istenen silahlara ambargo koyması, sınırlarını bu yardımlara kapatması süreci yaşandı ve bu süreç olayların çok farklı bir boyuta taşınmasına sebep oldu.

Karadan silah geçirmekte Türkiye’nin zorluk çıkarması üzerine koalisyon güçleri YPG’ye havadan silah desteğinde bulundu. Daha sonra 6-8 Ekim Olayları olarak tarihe geçen ve modern Türkiye tarihindeki en büyük ‘ayaklanmaya’ dönüşen olaylar sonucunda, ağır silahlarla takviye edilen peşmergeler Türkiye üzerinden geçirilerek şehrin kontrole alınmasında yardımcı olundu.

Kobani savaşı ile sonuç alan koalisyon ve Kürtlerin işbirliği daha sonra Türkiye’nin tehditlerine rağmen bugüne kadar süregeldi. Kobani Savaşı ayrıca IŞİD’in geriletilmeye başlandığı ilk savaş olması bakımından da önem kazanıyor.

Türkiye-Katar-Suudi Arabistan ittifakının bastırmasıyla uygulanması düşünülen Eğit-Donat Projesi ve ÖSO gibi karmaşık ve dayanaksız yapıdaki grupların disipline edilmesinde vakit ile finans kaybı yaşanması üzerine bu projeler tüm itirazlara rağmen koalisyon güçlerince rafa kaldırıldı.

Bu sayede koalisyon ve ABD açısından sahada desteklenebilecek tek yapı SDG oldu.

Bu yönüyle düşünüldüğünde iki yıllık süre zarfında sahada IŞİD’e karşı büyük başarılar kazanan SDG’ye, ABD tarafından yapılan silah yardımının devam edeceği düşünülebilir.

IŞİD ve diğer selefi cihadistlerin kesin bir yenilgiye uğratılması ve bir daha operasyonel bir tarza bürünebilmelerinin engellenmesinin tek rasyonel çıkış noktası budur.

Ayrıca ABD’nin yarın Kürtleri yüzüstü bırakma ve onları köşeye atma gibi bir korkuyu yaşayanlar, Suriye sahasında planları yatanlardan çok da farksız düşünmemektedir. Çünkü Rojava’daki güçler dışarıdan gelecek yardımlara göre kendilerini şekillendirmiş güçler değildir.

Kürtlere düşmanlık üzerinden ABD’ye yamanmaya çalışan, Kürtlere olan desteği üzerinden de ABD düşmanlığı pompalayarak ülkedeki kitlenin konsolide edilmesini hedefleyen sakat bir politikaya rağmen, Kürtler yol alabilecek durumdadır.

İşler daha zorlaşabilir ama imkansızlıklara alışık bir yaşamı sürdüren Kürtler de seçeneksiz değildir.

Mücahit Avras
Mücahit Avras[email protected]