SON DAKİKA

Tarantino’dan Amerikan Tarihine Dair İki Film: “Django Unchained” ve “The Hateful Eight”

Bu haber 26 Mart 2017 - 13:10 'de eklendi

Quentin Tarantino’yu ifade edebilecek pek çok sıfat olduğu gibi,  sinema türü açısından onu belli bir kalıba sığdırmak pek mümkün görünmemektedir. Kara mizah ile sadizmi birleştiren bir anlatım dili, zaman zaman çekim kurallarını hiçe sayan kamera hareketleri, sahnelere anlam yükleyen müzik kullanımı, Tarantino Sinemasının en başta akla gelen özellikleridir. Seyircinin sevmeye veya empati kurmaya başladığı karakterlerin pat diye öldürülmesi, herkesin birbirine girmesiyle ortalığı götüren kan revan, havalarda uçuşan uzuvlar, slow motion’da patlayan silahlar ve dağılan beyinler, Tarantino’nun hemen her filminde görmeye alışkın olduğumuz karelerdir. Senaryo ve kurgudaki özgünlük, olayları zamandizinselliği yıkarak anlatması ve çoğu zaman filme dair soru işaretlerini flashbacklerde  açıklaması ile Quentin Tarantino şahsına münhasırlığın son noktasıdır. Bu yüzdendir ki, nasıl belli bir türe sığdırılamayan Fellini filmleri için “Fellinesk” tabiri kullanılıyorsa, Tarantino’da sinema literatürüne “Tarantinovari” tanımlaması ile girmiştir.

Hemen her filminden sonra, şiddet unsurlarını tüm çıplaklığıyla göstererek şiddeti araçsallaştırdığı eleştirilerine maruz kalmıştır. Belli bir kitle bu görüşe katılırken, diğer bir izleyici kesimi filmlerinde gösterdiği şiddetin, seyirciyi tatmin etme ya da spekülasyon yaratma amacından fazlasını içerdiğini düşünür. Quentin Tarantino’nun sıkça hedef olduğu başka bir eleştirinin odağında ise “ırkçılık” tartışmaları vardır. Filmlerindeki karakterlerin etnik ya da cinsiyetçi özellikleri ile ön plana çıkmaları, espriyle karışık ırklara yönelik göndermeler ve özellikle “nigger” kelimesinin sık kullanılması, Tarantino’nun topa tutulmasına sebep olur. “Reservoir Dogs” ile başladığı yönetmenlik serüveninin ilk beş filmini oluşturan suç türünün ardından, kendine has üslubunu tarihsel hikayeler üzerinden devam ettirir.  “Inglourious Basterds” ile başlayan tarihsel sorgulama, Amerika’nın İç savaş öncesi ve sonrasını masaya yatırdığı son iki filmi, “Django Unchained” ve “The Hateful Eight” ile devam eder. Belli noktalarda birbiriyle bağlantılı mesajlar ve karakteristik benzerlikler taşıyan bu iki film, (hatta Django Unchained’de kullanılan bazı eşyalar, The Hateful Eight’de de kullanılmıştır) Tarantino gözüyle 19.yy Amerikasını izleyiciye gösterir.

Tarantino 2012’de, şiddeti estetik bir araç haline getirmeye en fazla olanak sağlayan spagetti western türündeki “Django Unchained”i çeker. Amerika’nın kölelik tarihine odaklandığı film, İç savaşın hemen öncesinde 1858 yılında geçer. Bir sonraki filmi “Hateful Eight” de referans vereceği pek çok unsur, bu filmde göze çarpar. Tarantino’nun, Sergio Corbucci’nin “Il Grande Silenzio”(Muhteşem Sessizlik) filminden ilham aldığı hikayede, “Hateful Eight”de olduğu gibi kahramanlar ödül avcılarıdır. Amerikan Tarihinin kanayan yarası olan kölelik ve ırkçılık üzerine bir filme, Tarantino’nun bilindik kara mizah unsurları eklendiğinde, politik tartışmaların alevlenmesi de kaçınılmaz hale gelir. Örneğin ünlü yönetmen Spike Lee, “Django Unchained”de köle atalarının aşağılandığını ve filmi izlemenin onların anısına saygısızlık olacağını belirtir. Aynı Spike Lee, iki yıl sonraki Oscar’lardan sonra, bu yıl dağıtılan ödüllerde ‘siyahi’ filmleri Oscar’ları silip süpürene kadar, Hollywood’un siyah ünlülerinin Akademi’ye karşı başlattığı boykotun başını çeken isim olur.

Bir kelle avcısı olan Dr.King Schultz’ın siyah bir köle olan Django ile tanışıp ona özgürlüğünü verir. Karşılığında istediği ise, peşinde olduğu suçluları teşhis etmesi, dolayısıyla kendisine para kazandırmasıdır. Django’nun arzusu ise karısı Broomhilda’yı bulup kölelikten kurtarmaktır. Birlikte, tek başına olduklarından daha güçlüdürler. Schultz, Django’nun arzusuna ve kas gücüne, Django ise Schultz’un zekasına ve diplomasi yeteneğine ihtiyaç duymaktadır. Django bir kış boyunca Schultz’un insan avına yardım eder, Schultz’da onun karısına ulaşmasını sağlar. Karşılıklı tatmin ve bir denge söz konusudur. Fakat Christoph Waltz’ın, “Inglourious Basterds”da olduğu gib, karaktere seyirci üstünde etki kurduran mükemmel performansı bir tarafa, Dr.King Schultz karakterinin filmdeki dönüşümü daha yakından incelenmelidir. Irkçılıkla eleştirilen Tarantino’nun, ırkçılık karşıtı bir Alman karaktere yer vermesinde, tüm Almanların ırkçı olduğuna dair klişeleri yıkma çabasının yattığı söylenebilir. Fakat yaptığı şey, bu kadar düz bir mesajla kitlelere ırkçı olmadığını ispatlamaya çalışmak değildir. Bu centilmen ve kibar adam, “kötü adamlar” oldukları gerekçesi ile bütün bir kasabanın önünde bir insanı vurmaktan veya bir çocuğun gözleri önünde babasını öldürmekten kaçınmaz. Django kendisine ilk cinayetini işletmeden önce Schultz’un, adamı çocuğunun önünde öldürmesini söylemesine karşı çıkar. Bunun üzerine Schultz, çıkardığı arama emrinden adamın işlediği suçları okur ve onu bu şekilde öldürmekte sakınca olmadığını anlatarak manipüle eder.

Schultz ile her etkileşiminden sonra Django, izleyicinin gözünde biraz daha çocuksu ve masum hale gelir. Aslında durum ise; Schultz’un ortaklık adı altında, hala onun zincirlerini tutuyor olmasıdır. Eşitliğe karşı duyduğu arzuya karşın, ancak kendisi gibi dış görünümü içindeki kötülükle uyumsuz olan başka bir karakterle karşılaştığında bir özeleştiri yapar. Leonardo Dicaprio’nun canlandırdığı Calvin Candie’de, Schultz gibi nazik ve güleryüzlü bir beyefendidir. Ama Calvin’de, ne düşündüğünü belli etmeyen ve filmin kötü adamı olarak sunulmasına karşın aslında ‘belirsiz’ bir karakterdir. Schultz’un kendisine ihanet ettiğini anlayan Calvin çılgına döner ve anlaştıkları parayı Broomhilda için ödemesini ister. Fakat kazıklandığını anlamasına karşın zalimce bir şey yapmamıştır, sadece kaybettiği zamanın telafisini istemektedir. Anlaşma yapılır ve Broomhilda özgürlüğüne kavuşur. Tam da herşey yolunda gidiyorken Calvin’in elini sıkması için ettiği ısrarı reddeden Schultz, sonunda ikna olmuş gibi yaklaşarak kolunun altına sakladığı silahla onu vurur. Schultz’un yaşadığı değişim bu sahnede ortaya çıkar. Calvin anlaşmanın ardından Broomhilda’nın belgelerini hazırlatırken, köpeklere parçalatılan kölenin görüntüsü gözlerinin önüne gelen Schultz, ilk defa cesedini satmak için değil de bir nedenden ötürü birini öldürmüştür. Başlangıçta kişisel karı için Django ile bir yolculuğa çıkan ve aslında filmin kötü adamı konumunda olan Schultz, değişiminden önceki haliyle benzer bir karaktere sahip olan Calvin’i sadece bir ırkçı olduğu için öldürerek iyi adam konumuna gelir.

Calvin Candie’nin, Dr. Schultz’un Django ile yolculuğuna çıkmasından önceki benzerliği, uşağı Stephen (Samuel L. Jackson) ile olan ilişkisinde de göze çarpar. Efendisine son derece sadık olan bu siyahi köle, evdeki diğer kölelerin aksine efendisine itiraz edebilmekte veya onun karşısında son derece rahat tavırlar takınabilmektedir. Çünkü yeri geldiğinde Calvin onun zekasından yararlanmakta (Broomhilda ile Django’nun ilişkisini anlayan Stephen olmuştur) ve fazlasıyla işine yarayan bu köleye ayrıcalık tanımaktadır. Öyle ki Schultz, Calvin’i vurduğunda ağlayarak yanına koşan kişi Stephen olmuştur ve efendisinin intikamını almak için de uğraşır. Schultz ise Django’yla çıktığı yolculuğun kendisinde yarattığı uyanışın karşılığı olarak, ona karısı ile özgür bir hayat sunar.

Sonuç olarak “Django Unchained”i bazı kesimlerin eleştirdiği şekliyle, bir “köle intikamı fantazisi” olarak görmek, doğrudan Django ile özdeşleşildiğinde varılabilecek bir sonuçtur. Schultz’un kendisine yaptığı teklifi ilk duyduğu anda Django’nun ,”beyazları öldürüp bir de üzerine para mı alacağım?” sorusu haklı olarak filmin Amerikan tarihindeki köleliği ve siyahların hak arayışını, intikam meselesine indirgediğini düşündürür. Ancak Tarantino’nun, Django’nun kahraman bir intikamcıya dönüştürmesindeki asıl amaç klasik bir mutlu sonla seyircide tatmin duygusu yaratmaktır.

Tarantino’nun 2015 yapımı filmi “Hateful Eight” Amerikan İç Savaşı Sonrası, sekiz insanın kar fırtınasından korunmak için sığındığı bir dağ kulübesinde yaşananları konu edinir. Yüzeysel bir bakış açısı ile film; içgüdüleri onları ortak bir yıkıma sürükleyene dek, aynı mekanda kalmak zorunda olan birkaç  karakteri anlatır. Fakat Tarantino’nun kurduğu anlatımın arka planında, daha bilinçli bir niyet vardır. İç savaş sırasında Kuzey saflarında savaşıp kahramanlığıyla ün salmış olan ödül avcısı Binbaşı Marquis Warren, başka bir ödül avcısı John Ruth ile karşılaşır. John Ruth, azılı bir çetenin kadın üyesi olan Daisy Domergue’yu asılmak üzere Red Rock kasabasına götürmektedir. Filmin ilk otuz beş dakikası dört karakterin diyalogları ile geçmesine rağmen izleyicide en ufak bir sıkılma duygusu yaratmaz. Tarantino’nun; herşey durağan seyrederken bir anda ortalığın, birbirine girdiği sahneleri ve kanlı aksiyonuna alışkın izleyici bile, bu otuz beş dakikadan sıkılmaz. Sadece at arabasının içerisinde seyreden bu sahnedeki karşılıklı diyalogların her biri Yeni doğan Amerika’daki etnik tartışmalar ve İç savaş sonrası kimliğini bulmaya çalışan topluma dair referanslar verir. Redrock Kasabası’na şerif olarak atandığını iddia eden Chris Mannix, savaşta Güneylilerin tarafında savaşmıştır. Mannix ve Binbaşı Warren, sahne boyunca savaşın sorumluluğunu birbirlerine yükleyen bir tavır takınırlar.

Filmdeki her bir karakterin temsil ettiği etnik, politik ve sosyolojik özellikler bulunmaktadır. Yeni şekillenen ülkenin, sömürgeci doğasına işaret eden Meksikalı Bob, Amerika’yı sömürgeleştiren İngilizleri temsil eden Oswaldo Mobray, ırkçı konfederasyonun temsilcisi General Smithers, giriştiği bir maceranın sonucu zengin olduğunu iddia eden ve üzerinden “fırsatlar ülkesi” kavramına vurgu yapılan Joe Gage ve 19.yüzyıl Amerikası’nın işçi sınıfını temsil eden ve diğer tüm karakterlerden daha fazla çalışmak zorunda kaldığını gördüğümüz at arabası sürücüsü O.B.. Bunun dışındakiler ise; kanun ve düzenin temsilcisi olarak sunulan John Ruth ve “düzeni” tehdit eden Daisy Domergue’dur. Tarantino’nun, siyah karakterlerine vücut buldurmasından en fazla hoşlandığı ve her filminde de rolünün hakkını veren, Samuel L. Jackson’ın canlandırdığı filmin siyah karakteri Binbaşı Marquis Warren. Filmin ilerleyişi içerisinde, General Smithers’ın İç savaş sırasında siyah askerleri nasıl katlettiğini, Binbaşı Warren’ın Kızılderili katliamlarında görev yapıp, pek çok Amerikan yerlisini öldürdüğünü öğreniriz. Filmin mekanı olan kulübenin sahibi Minnie’nin Meksikalı’lardan nefret ediyor oluşu ve herkesin gruptaki tek kadın olan Daisy Domergue’yu rahat şekilde tehdit edip, dövebilmesi, Tarantino’nun filmde Amerikan Toplumuna dair verdiği ipuçlarındandır. Amerikanın kendisini temsil eden ve filmin mekanı olan kulübenin “farklı” insanlar tarafından paylaşımı, ülkede tüm azınlıklara karşı uygulanan hoşgörüsüzlüğün kanıtıdır.

Filmdeki ırkçılık üzerine sert diyaloglardan biri, ise Binbaşı Warren’ın çeteyi çözüp, Bob, Oswaldo Mobray ve Joe Gage’in orada bulunma amacını ortaya çıkardığı sahnede yaşanır. Filmin mekanı olan Minnie’nin tuhafiyesinde, kulübeye göz kulak olması için kendisini görevlendirdiklerini söyleyen Bob, Binbaşı Warren’da şüphe yaratır. Fakat bu şüphenin asıl nedeninin, Bob’un şapka takılmasına izin vermesi olmadığı, Warren’ın çeteyi çözdüğü sahnede ortaya çıkar. Minnie’nin iki yıl öncesine kadar astığı bir tabelada “köpekler ve Meksikalılar giremez!” yazdığını söyleyen Binbaşı Warren, ” tabelayı neden indirdi biliyor musun? Köpekleri almaya başladı…” der. Kendisi de bir siyah olan Minnie’nin, Meksika’lılara karşı tutumu, ötekileştirmenin sadece egemen kesimin tutumu olmadığını, ezilen etnik kimliklerin de kendileri gibi ezilen kesimleri bulduğunda, o grubun daha altta olduğunu göstermeye hevesli olduğunu ortaya koyar.

Filmlerini bölümlere ayırarak anlatan Tarantino’nun “Hateful Eight”in son bölümünü “siyah adam, beyaz cehennem” olarak adlandırması, ırksal çağrışımları sorgulanamaz hale getirir. Örneğin, film  boyunca pek çok kez  değinilen bir unsur “Lincoln Mektubu”dur. John Ruth’un, Binbaşı Warren’la önceki görüşmesinden hatırladığı ve tekrar okumak için izin istediği mektup, Başkan Abraham Lincoln tarafından Binbaşı Warren’a yazılmıştır. Lincoln’le mektup arkadaşı olduğunu iddia eden Warren’ın yalanı, filmin ilerleyen bölümündeki yemek sahnesinde ortaya çıkar. John Ruth, Warren’ın yalanına inandığı için tüm karakterlerin alayına maruz kalır. Halbuki o ana kadar Mannix’in ve Daisy Domergue’nun aksine, Warren’ı ten rengi yüzünden aşağılamaya çalışan bir tavır takınmamıştır. Ancak Binbaşı Warren’ın küçük yalanını itiraf etmesiyle ona, “demek ki söyledikleri doğru, sizin (zencilerin) söylediğiniz hiç birşeye inanmamak gerekir!” Warren’ın karşılığı ise “o mektup beni arabaya bindirdi ama..”. Bu ülkede siyah olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyor musun?” olur. “Siyahların güvende olduğu tek zaman, beyazların silahsız olduğu zamandır! O mektup seni silahsızlandırdı.” der.

Binbaşı Warren, hayatta kalmanın yolu olarak kendisine stratejik bir yalan bulmuştur. Warren mektup yalanını, beyaz toplumun içine girerken, yeniden yapım sürecinde yükselen şiddete karşı kendisine bir kalkan görevi görmesi için uydurmuştur. Çünkü Lincoln mektubu, Abraham Lincoln’ün iyi bir adam olduğunu düşünüp arkasında duranlarda, yakınlık hissi uyandırır. John Ruth’a “Lincoln’den gelen bir mektup beni o kadar etkilemezdi” diyen Chris Mannix (finalde, o da dayanamayarak mektubu görmek ister) ve ırkçı General Smithers gibiler istisna olsa da, tarihin doğru tarafında yer aldığını düşünen insanlar üzerinde ektubun etkisi vardır. Yalan John Ruth’un içini rahatlatır, ancak gerçek ona “beyaz adam” olduğunu hatırlatır.

Filmin finalinde, kanlar içinde kalan Mannix ve Warren, Domergue’yu sadistik şekilde asarak idam ederler. Mektubun içeriği, tam da bu andan sonra Mannix’in mektubu görmek istemesiyle ortaya çıkar. Manix, Warren’ın kendisine uzattığı mektubu yaralı halde yatağın kenarında otururken okumaya başlar. “Daha gidecek uzun yolumuz var! Ama el ele yolun sonuna varacağız…” cümlelerini okuduğu sırada, uzaklaşan kamera görüntüsünde asılı duran Domergue’nun eline kelepçelenmiş olan John Ruth’un kopmuş eli görülür. Her ne kadar filmde mektubun sahte olduğunu bilsek de, Abraham Lincoln’ün yaptığı konuşmalarda, siyah ve beyaz birliğine atıfta bulunarak kullandığı “el ele” ifadesi ile umduğu durum tam olarak bu değildir.

Filmde “silahsızlandırma” aracı olarak gösterilen tek şey Lincoln Mektubu değildir. Filmin mekanında hazırlanmış olan tüm ortam bir yalandan ibarettir. Flashback’te öğrendiğimiz üzere ,Domergue çetesi Minnie’nin tuhafiyesini basıp, çoğunluğu siyahlardan oluşan çalışanların tümünü katletmiştir. Amerika’nın İç savaş sonrası yeniden yapımı, siyahların cesetlerinin üzerine inşa edilen yalandan ibarettir. Üstelik herkes, o cesetler yokmuş gibi davranmaktadır. Sadece filmin siyah karakteri Binbaşı Warren, Minnie’nin tuhafiyesine girdiği andan itibaren bir şeylerin yanlış gittiğini fark eder. Beyaz karakterler durumdan habersizdir ve Konfederasyonun Generali memnuniyetle çenesini kapalı tutmaktadır. Konuşarak kendisini riske atmak yerine, üzerinde bir siyahın öldürülmüş olduğu, üstü örtülü koltuğun önünde sakince oturmaktadır. Tuhafiyedeki katliamdan sağ çıkmıştır ve olanları görmezden gelmek, onun için karlı bile olmuştur.

Hateful Eight’in senaryosu Nisan 2014’te, prodüksiyon aşamasına gelinmeden önce internet ortamına sızar. Ancak senaryonun taslağında Lincoln Mektubu’na dair bir şey yoktur. Bu sızmanın ardından Tarantino filmin senaryo ve prodüksiyonu üzerinde çalışmaya devam ederken, Ağustos 2014 Michael Brown, Ferguson’da polis tarafından öldürülür. ABD geneline yayılan protesto gösterilerinde siyahlar sokaklara dökülür. Kasım ayında ise filmin oyuncu seçimleri başlar. Senaryonun revize edilmiş haline Lincoln Mektubu eklenmiştir. Dolayısıyla Nisan ve Kasım ayları arasında senaryoyu revize eden Tarantino’nun, Ferguson protestoları ülkeyi kasıp kavururken Lincoln Mektubunu senaryoya koymasının tesadüf olduğuna inanmak zordur.

Emre Tanç
sisli escortümraniye escortataşehir escortkartal escortbeylikdüzü escortbeşiktaş escortmaltepe escorthalkalı escortşirinevler escortakpendik.commecidiyeköy escortbahçeşehir escortataköy escortrus escort
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat
Kurtköy Escortümraniye Escortescort bayanAtaşehir Escortümraniye escort