SON DAKİKA
Maltepe Escortpendik escortmanavgat escortmaltepekres.orgmaltepeelektrikariza.comkartal escortalanya escortkadikoy escort

Sinemada Troya Savaşı

Bu haber 08 Ekim 2017 - 20:58 'de eklendi

Emre TANÇ

Homeros’un milattan önce yedinci veya sekizinci yüzyılda yazdığı düşünülen İlyada ve Odysseia, yalnızca Yunan Mitolojisine ve edebiyatına ilhan veren bir eser olmanın çok ötesine geçmiştir. Yüzyıllar boyunca tarihçileri peşinden sürükleyen Troya Kentinin, 19. yüzyılda Heinrich Schliemann tarafından bulunmasının temelinde  yine Homeros’un, İlyada da bahsettiği destansı savaş yatar. Kahramanların, kralların ve tanrıların karşı karşıya geldiği bu savaş, Homeros’un anlattıklarından yola çıkılarak pek çok kez sinemaya da uyarlanır.

1956 yapımı, Robert Wise imzalı “Helen Of Troy”, kendisinden 48 yıl sonra gelecek olan Truva filmine göre, İlyada’ya daha sadık bir uyarlamadır. Türkiye gösteriminde “Truvalı Helen” ismi yerine, “Güzel Helen- Truva Muharebeleri” ismiyle dağıtılmıştır.

Çekimleri Roma’daki Cinecitta Studyolarında gerçekleşen bu Hollywood filmi, dönemine göre oldukça yüksek bir bütçeyle çekilmiştir. Filmde kullanılan dekorlar, sanat yönetimi ve figüran sayısı da işin hakkını verir. Dönemin pek çok yıldızı filmin kadrosunda yer alır.

Sparta Kraliçesi güzel Helen’i hikayenin merkezine alırken, onun aşk yaşadığı Paris’i (Jacques Sernas) de, İlyada’da olduğundan daha yiğit bir karaktere çevirir. Çiftin efsanevi aşkının etrafında şekillenen filmin romantizm düzeyi de yüksektir.

Barış görüşmesi için Sparta’ya giden Paris’in gemisi fırtınada batar ve Paris kendisini Sparta yakınlarında bir balıkçı barınağında bulur. Balıkçı ve karısı tarafından iyileştirilen Paris’in, yaşlı çiftin dostu olan güzel bir kadınla arasında alevlenen aşk, kadının esrarengiz şekilde ondan kaçmasıyla son bulur.

Barış teklifi sunmak üzere Sparta Kralı Menelaus’un sarayına giden Paris, Helen’in gerçek kimliğini öğrenir ve destana konu olan savaşın kıvılcımı atılır. Homeros’a göre, doğduğu zaman Troya’nın sonunu getireceği öngörülen ve bu yüzden babası Kral Priam tarafından kayalıklardan atılması emri verilen Paris, bakıcıların merhameti sayesinde hayatta kalır. Bir çoban tarafından bulunan Paris’de, kendisini yetiştiren anne babası gibi keçi çobanı olur.

Ancak Robert Wise imzalı  Helen of Troy’da Paris, tıpkı 2004 yapımı Wolfgang Petersen’ın filminde olduğu gibi Troya’da büyümüş soylu bir prenstir. Kardeşleri Cassandra ve Hector’un yanı sıra İlyada’da bahsedilen Polydoros filmde mevcuttur. Troya’nın sinema uyarlamaları arasında Polydoros’un kendisine yer bulduğu tek film bu olur. Polydoros hikayenin destanın aslına uygun şekilde çatışmada saldırdığı Akhilleus tarafından öldürülür.

Stanley Baker’ın canlandırdığı Akhilleus, Hector’u öldürdükten sonra Paris tarafından topuğundan okla vurularak öldürülür. Akhilleus’un kaderi orjinale uygun olsa da, Priam’ın oğlunun cesedini istemek üzere Akhilleus’un çadırına gelişi filmde yer almaz.

İlyada’nın devamı niteliğindeki Odysseia’nin kahramanı olan Odysseus, zekasının ve kurnazlığının yanında kahraman bir karakter olarak çizilse de, filmdeki Odysseus rahatsız edici derecede sinsi bir karakterdir.

Finalde at hilesiyle şehre giren Yunanlılar Troya’yı yağmalar. Paris’in ölümü Agamemnon’un elinden olur ki; bu durum da sinema uyarlaması için kabul edilebilirdir. Menelaus tarafından alınan Helen, yanan şehrin küllerine bakarak bindirildiği gemiyle Troya’dan uzaklaşır.

Helen’i canandıran Rosanna Podesta ve Troya Kralı Priam’ı canlandıran Cedric Hardwicke gibi dönemin ünlü isimlerinin yanında, “Helen of Troy”, Helen’in nedimesi Andraste’yi canlandıran Bridget Bardot’un ilk oynadığı filmlerden biridir.

2003 yılında John Kent Harrison’ın yönetmenliğinde “Helen of Troy” adlı iki bölümlük bir mini dizi çekilir. Diğer Troya uyarlamaları ile kıyaslandığında Homeros’un hikayesinde geçen doğaüstü unsurlara fazlasıyla yer verir. Olympos’un sakinlerinin kanlı canlı halleriyle gösterildiği filmde, tanrıların savaşa olan müdahaleleri de hikayeye taşınır.

Üç tanrıça arasında geçen güzellik çekişmesi ve güzelden anlayan Paris’e fikrini sormaları mini dizide yer alır. Aslında İlyada’da savaşa sebep olan olay da budur. Athena, Hera ve Afrodit en güzelin kim olduğu konusunda anlaşmazlığa düşünce, Zeus’un tavsiyesi üzerine Paris’e içlerinde en güzelin hangileri olduğunu sorarlar.

Tanrıçaların her biri, en güzel ünvanını kendilerine vermesi karşılığında Paris’e bir vaad sunar. Paris’in ilgisini en çok çeken ise, dünyanın en güzeli kadınını vermeyi teklif eden Afrodit’in vaadi olur. Dokuz yıl süren savaş böyle başlar çünkü dünyanın en güzel kadını Menelaus’un karısı Helen’dir.

Diğer uyarlamalarda tanrılar inançtan ibaret tutularak olaya tarihsel boyutun dışında fantastik bir tarz katılmazken, mini dizi “Helen of Troy”da tüm mistik unsurlar İlyada’nın aslına uygun şekilde filme dahil edilir.

Parşs’in durumu da, Homeros’un belirttiğine uygundur. Doğduğunda kızkardeşi Cassandra’nın kehanetine göre Troya’nın sonunu getirecek olan Paris’in, babası Priam tarafından öldürülmesi emredilir. Onu öldürmeye içi elvermeyen bakıcı tarafından deniz kenarına bırakılan Paris, köylü bir ailenin elinde büyür.

Varisi olduğu krallığa yıllar sonra dönüşü ise; çalınan boğasının peşinden gitmesiyle olur. Kendisinin Troya’nın sonu olacağı öngörüsünde bulunan kızkardeşi Cassandra tarafından kim olduğu hissedilen Paris, yuvasına tekrar kabul edilir. Yaptığına pişman olan babası Priam ve annesi kraliçe Hekabe, Paris’i bağırlarına basarlar. Bundan sonrasında hikayenin bildiğimiz kısmı gelir.

Mini dizi “Helen of Troy”, Helen, Paris, Agamemnon ve Menelaus gibi karakterlerin gençliğine kadar gitmesiyle de özgün bir Troya yorumudur. Öyle ki; Agamemnon ve Menelaus’un babaları olan Miken Kralı Atreus bile filmde vardır. İlginç şekilde hikayenin anlatıcısı James Callis’in canlandırdığı Menelaus’tur. Filmin başında Menelaus’un ağzdından dinlediğimiz, spoiler’larda içeren son derece gereksiz bir girizgah vardır.

Kardeşi Agamemnon (Rufus Sewell) ve onun öfkesini çeken, sevdiği kadın Helen arasında mağdur konumda kalan Menelaus’un gözünden Troya Savaşı sunulur. Aslında, Menelaus’un duygusal bir adam olarak tasvir edildiği tek yorum da budur. İlyada ve diğer uyarlama filmlerden farklı olan diğer bir nokta ise, Agamemnon’un Helen’e aşık olarak gösterilmesidir. Hatta Troya’nın yıkılışından sonra Agamemnon, Helen’e tecavüz eder.

Bu mini dizi uyarlamasında olaylar dört karakterin; Helen, Paris, Agamemnon ve Menelaus’un etrafında döner. Helen ve Menelaus’un evliliğinin akıbeti hikayenin aslına uygun düşerken, Agamemnon’un sonu da Homeros’a sadıktır. Miken’e geri dönüşünde karısı tarafından hançerlenerek öldürülür.

Troya Savaşındaki rolü oldukça büyük olan Akhilleus’un en kötü yorumu, bu 2003 yapımı mini dizide olur. Dazlak ve barbar bir Akhilleus (Joe Montana) tasviri seyircinin karşısındadır. Savaşmaktan ve öldürmekten başka bir şey düşünmeyen bu Akhilleus, ne Peterson’un Truva’sındaki gibi Truvalı bir kadınla aşk yaşar, ne de Robert Wise’ın Helen of Troy’undaki gibi, ölen arkadaşı Patroklus’un ardından gözyaşı döker.

Homeros’un İlyada’da, savaşın dokuz yıl gibi bir süreye uzamasındaki etkenlerden biri olarak altını çizdiği Agamemnon ile Akhilleus arasındaki çekişmeye dair bir şey de bu uyarlamada görülmez. Diğer uyarlama filmlerde ikilinin birbirine olan nefreti vurgulanırken, burada Kralı olarak kabul ettiği Agamemnon’a son derece sadık olan bir Akhilleus vardır.

Enteresan bir biçimde İlyada’da olmadığı kadar öne çıkarılan bir karakter; Stellan Skarsgard’ım canlandırdığı Atina Kralı Theseus’tur. Helen’i kaçıran ve onun kardeşi Pollux tarafından kılıçlanan ölmek üzereyken de Pollux’u da yanında götüren Theseus, hikayeden tamamen çıkarılsa “film ne kaybeder” sorusunu izleyicinin aklına getirir.

2003 yapımı mini dizi “Helen of Troy” ile ilgili altı çizilebilecek diğer bir nokta ise, oyunculukların son derece kötü olduğudur.

Bu mini dizi uyarlamasının sadece bir yıl ardından, Troya’nın hikayesi büyük bir gişe beklentisi ve buna uygun dev bir prodüksiyon ile Wolfgang Peterson tarafından beyazperde’ye aktarılır. Film çok farklı uçlarda eleştiriler alır. Ancak, aldığı olumsuz eleştirilerin başında çok Hollywoodvari olması gelir. Elbette bu kadar büyük bir beklentiyle, blockbuster olması için çekilen bir film için şaşırtıcı bir durum değildir.

Başrolde olan Brad Pitt’in canlandırdığı Akhilleus’un, sarışın olması yapımcıların batıcı bir tutum almakla suçlanmasına sebep olur. Brad Pitt gibi bir şöhretin filmin afişleri dahil omak üzere bu kadar ön plana çıkarılması, İlyada’nın Akhilleus’un hikayesinden ibaretmiş gibi sunulduğu izlenimini yaratır. Ancak aslında ortada olan şey, Hollywood’un çoğunlukla yaptığı tarzda bir popüler kültür pazarlamasıdır.

Wolfgang Peterson, Homeros’un hikayesini değişik bir yorum katarak uyarlar. Senaryosunu Game of Thrones’un senaristlerinden olan David Benioff’un yazdığı “Troy” da, dokuz yıl süren savaş 15 günde olup biter. Fakat diğer uyarlamalarda da dokuz yıl süren bir savaşın çoğu detayına inmek mümkün olmadığı için aradan geçen yıllar sesli anlatımlar seyirciye aktarılmıştır. Özellikle klasik tarihsel filmlerde, uzun zamana yayılan olayların sesli anlatım ile özetlenip geçilmesinin filmdeki bütünlük duygusunu kırdığı durumlara rastlanır.

Bu açıdan bakıldığında Peterson’un uyarlamasının eserin aslına ihanetten çok, sinematografik olduğu söylenebilir. “Troy”un sinemalarda seyirciyle buluştuğu hali ile extended versiyonu versiyonu arasında ciddi farklılıklar vardır. Filmi sinemada izleyen seyircinin görmediği pek çok ekleme filmin dvd versiyonunda göze çarpar. Hatta filmde kullanılan müziklerin yeri dahi genişletilmiş halinde değişmiştir.

Diğer uyarlamalardan farklı olarak özellikle iki kahraman Akhilleus ve Hektor ön plana çıkarılarak, seyirci bu ikisinin arasındaki karşılaşmayı bekler hale getirilir. Ancak hikayenin kilit noktalarında da ciddi oynamalar yapılmıştır. Homeros’a göre şehrin düşüşünden sonra karısını alıp Sparta’ya dönmesi gereken Menelaus ( Brendon Gleeson) savaşın başında Hektor tarafından öldürülür.

Benzer şekilde Troya’yı yaktıktan sonra evine dönüp karısı tarafından öldürülmesi gereken Agamemnon, seyirciyi tatmin eder şekilde yanan Troya’da Briseis tarafından öldürülür. Girdikleri tartışmada Akhilleus’un kendisine bulunduğu “zamanım dolmadan pis leşine bakıp gülümseyeceğim” vaadi yerine gelmiş olur.

İlyada’da büyük kahraman olarak bahsedilen ve şehirden çıkmayı başaran Troyalılara önderlik eden Aeneas, sadece filmin sonunda görünür. Ona Troya kılıcını verip halkının geleceği olmasını öğütleyen Paris’in, Helen’le birlikte şehirden çıkmayı başarması ise, orjinal hikayeden en göze çarpan yan çizişlerden biridir.

Kral Priam’ın karısı Kraliçe Hekabe ise “Troy”da hiç görülmez. Diğer iki uyarlamada Helen ve Paris’in getirdiği felaket Troya’lılar tarafından hak ettiği tepkiyi görürken, Peterson’un filminde Troya’lılar prenslerinin romantik ilişkisine sessizce boyun eğip sadece savaşa hazırlanırlar. Paris’in sebep olduğu sorun sadece Helen’i kocasına geri vermeyi teklif eden bir rahibin ağzından dile getirilir.

Halbuki Paris’in belki de İlyada’da olduğundan bile çok daha korkak ve zayıf olarak gösterildiği uyarlama “Troy” olur. İlyada’da en azından Menelaus ile savaşırken Afrodit tarafından kaçırılan Paris, filmde kellesini kaybetmemek için ağbisinin ayaklarına sarılır. Bu tasviri ile Paris, 1956 yapımı “Helen of Troy” da Aias’la bile dövüşüp onu alt eden cesur halinden çok uzaktır.

Ele alınan üç uyarlamada da neredeyse İlyada’daki önemiyle aynı derecede hikayede yer tutan karakter ise Troya Kralı Priam’dır. Priam’ın kişilik özellikleri farklılık gösterebilir. Fakat üç uyarlama için de altı çizilebilecek olan nokta; onun Homeros’un hikayesine göre ne daha arka plana atıldığı ne de daha öne çıkarıldığıdır.

Robert Wise’ın Helen of Troy’unda çocuklarına karşı sevgi dolu bir baba ve adil bir kraldır ancak savaşın başında Helen’e olan öfkesi büyüktür. Fakat savaşın nedeninin Helen olmadığını fark ettiğinde ona karşı yumuşar. Mini dizi versiyonunda yine büyük ve adil bir kraldır ancak ülkesi için yeni doğan oğlunu kurban edebilir. Ancak vicdan azabından dolayı, yine ülkesinin sonunu hazırlar. Wolfgang Peterson’ın yorumunda ise tamamen babacan bir Priam seyirciye sunulur.

Troya’nın Sinema uyarlamalarında, İlyada’da bahsedilen karakterlerin bazıları olduğundan daha önemli, bazıları daha az üstünde durularak sunulmuştur. Bazı olaylar ve kişiler, seyircinin beklentileri de düşünülerek üzerinde oynamalar yapılmıştır. Fakat kesin bir tarihsel gerçekliği yansıtmayan ve Homeros’un doğaüstü olaylarlarla süsleyerek anlattığı bu ilgi çekici destan,  edebiyatı olduğu kadar sinemayı da beslemiş ve beslemeye devam edecektir.

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat