SON DAKİKA

Rakka: IŞİD’le anlaşma mı?

Bu haber 18 Kasım 2017 - 22:12 'de eklendi

Mücahit AVRAS

Rakka Operasyonu ya da Suriye Demokratik Güçleri’nce (SDG) verilen isim olan Cenga Mezin’ın (Büyük Savaş) 134. gününe denk gelen 17 Ekim günü, sınırsız vahşiliklerle yapılan katliamlara sahne olmuş meydanda okunan bildiriyle resmi olarak bittiği duyurulmuştu.

Bu haber dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Halen de medyada, içine çeşitli komplo teorileri serpiştirilerek yer bulmaya devam ediyor.

Bunların en önemlisi de, Rakka’nın kurtarılmasından yaklaşık bir ay sonra, BBC muhabiri Quentin Sommerville tarafından servis edilen haber ve görüntülerdi.

”Rakka’nın kirli sırları: BBC, IŞİD militanlarının tahliyesi için yapılan gizli anlaşmayı ortaya çıkardı” başlıklı haberde Rakka’da sıkışıp kalan 250 IŞİD’linin ve ailelerinin koalisyon ile SDG’nin açtığı güvenli koridor ile tahliye edildiği söyleniyordu.

Bunun üzerine Türkiye ve dünya kamuoyunda oklar birden YPG-SDG güçleri ile uluslararası koalisyona çevrildi. Bu haberle birlikte türlü öfke kusmaları ve temelsiz iddiaların havada uçuştuğu bir seviyeye geldik. Bu iddialar o kadar absürdleşti ki adı geçen bu güçlerin IŞİD’e alan açtıkları iddiası dahi ortaya atıldı.

SDG sözcülerinden Cihan Şex Ahmed, Artı TV’de yayınlanan bir mülakatında; “Hedefimiz Rakka şehrinin özgürleştirilmesi olsa da sivil halkların kurtarılması en büyük stratejimizdir.” ifadesini kullanarak, sivillerin kurtarılmasının gelişen savaştan daha önemli olduğunu ifade ederek atılan bu adımın ipuçlarını vermişti.

O dönemin SDG sözcülerinden *Talal Silo ise yaptığı açıklamada, 3000 sivilin denetimlerindeki güvenli alanlara ulaştırıldığını ancak nereye gittiklerini açıklamadığı 275 Suriyeli IŞİD’linin de aileleriyle birlikte SDG güçleri gözetiminde kentten ayrıldığını belirtmişti.

Yani bugün ortaya çıkan şey ne ”Büyük Sır” olarak adlandırılabilecek bir durum ne de iddia edildiği şekilde Rakka savaşılmadan SDG güçlerine teslim edilmiştir.

‘Katil ordusu’ IŞİD ile girişilen savaşta öngörülmeyen sivil kayıplarında dahi (ki YPG defalarca bunun için üzüntü demeçleri vermiştir) ortalığı velveleye veren çevrelerin, IŞİD’in elinde esir durumda bulunan sivillerin, SDG’nin operasyonel bir yönelimi sonucunda olası kaybında neleri ortaya atacağını ve hangi dezenformatif adımları atacağını kestirmek için fal açmaya gerek yok.

Rus kaynaklı haber ajansları operasyonun başlangıcından itibaren kesintisiz şekilde IŞİD’in Rakka’yı savaşmadan YPG/SDG/Koalisyon Güçleri’ne teslim edeceği iddiasını pompalamaya başladı ve bu süreçte Sputnik’te defalarca bununla ilgili şişirme haberler yayınlandı.

Dezenformasyon kokan bu haberlerin yayınlandığı süreçte ise IŞİD ile yaşanan çatışmalarda SDG’nin yüzlerce savaşçısı hayatını kaybetti.

Kürtlerin her kazanımına karşı hasmane tutumlarını esirgemeyen ve düşmanlık salyalarını her defasında akıtmaya meyilli çevrelerin psikolojik reaksiyonları biliniyor. Ancak bunların yanında bir de ürkek düşmanlar var.

Rakka’nın kurtarılmasından sonra SDG tarafından yapılan açıklamada savaşçıların ellerinde Abdullah Öcalan posterleri ile poz vermeleri ve aynı alana Öcalan’ın büyük bir afişinin asılması üzerinden kopardıkları yaygara hafızalarda tazeyken, aynı çevreler BBC’de yayınlanan haberden hemen sonra daha da gür bir sesle bu karşıtlıklarını değişik kalkanların gölgesinde dillendirmeye başladılar.

Bu çevrelere göre SDG/YPG ABD’nin piyonu olmuş, ABD ise politikalarını daha rahat uygulayabilmek için kurduğu IŞİD gibi paravan örgütlerle coğrafyayı karıştırıp buradan nemalanmaya çalışmakta. Bu politikalar sonucunda ise SDG, Rakka’da olduğu gibi IŞİD için güvenlik koridorları oluşturarak başka cephelerde savaşmak üzere gitmelerine ses çıkarmamakta.

Bu argümanları öne sürdüklerinde ise sol, sosyalist değerleri öne sürüp kendilerince mevziler ardına saklanıyorlar. Oysa sığındıkları güç olan Ruslar ve cephedeki ortakları Suriye Ordusu, bu gibi uygulamaları defalarca kez yaptığında bunları ‘savaşın olağan hareketleri’ olarak görüp en iyi haliyle sessiz kaldılar.

Birçoklarının kutlama ve tebrik mesajlarını sosyal medyada ve son süreçte üçerli beşerli türeyen haber sitelerinde de görmek mümkün.

Bu ‘anlaşmalardan’ bazıları ise şöyle özetlenebilir.

*Eylül 2015’te Hama kuzeyinde bulunan Morek beldesinde cihatçılarla kurulan ortak tahliye noktaları,

*Aralık 2016’da Halep şehrindeki savaşın son haftasında, 2000 cihatçının aileleriyle birlikte İdlib’e tahliyesi, (Aileler dahil edildiğinde bu sayı 10 bine yaklaşıyor)

*Mayıs 2017 ortalarında Şam’ın doğusundaki Barze alanından 1500 cihatçının tahliye edilmesi. (Aileler dahil edildiğinde bu sayı 8 bine yaklaşıyor)

Hatırlanacağı üzere bütün bunlar yaşanırken bugün bu olay karşısında öfke krizi geçiren bu çevrelerden aykırı bir ses duymadık. Bahsi geçen bu çevrelerin de diğer ‘fikirdaşları’ gibi daha aleni bir tavır belirlemeleri,mevcut durumdan çok daha samimi bir ortam yaratacağı aşikardır.

*Talal Silo’nun daha sonra ÖSO ile işbirliği yapıp Türkiye’ye kaçtığı açıklandı. Ancak SDG, Silo’nun Türkiye tarafından ailesi ile tehdit edilerek götürülmüş olabileceğini açıkladı.

Mücahit Avras
Mücahit Avras[email protected]