SON DAKİKA
Maltepe Escortpendik escortmaltepekres.orgmaltepeelektrikariza.comkartal escortalanya escortkadikoy escort

Oscar’ların En ‘Siyah’ Yılı

Bu haber 22 Mart 2017 - 19:52 'de eklendi

89. Akademi Ödülleri 26 Şubat günü, filmlerin önüne geçen fiyaskolu bir tören ile sahiplerine dağıtıldı. En iyi film ödülünün verilmesinde yaşanan karışıklık, hangi filmin kazandığı ödülü ne kadar hak ettiği gibi tartışmaların önüne geçti. En iyi film kategorisinde önce “La La Land”in anons edilmesi, ödülü almak için sahneye gelen yapımcılardan Horowitz’in, asıl kazananın “Moonlight” olduğunu açıklaması ve Moonlight ekibinin şaşkınlıkla karışık sevinci, her ödül töreninde göremeyeceğimiz türdendi. Aslında 2017 Akademi Ödül Töreni’nin çok konuşulacağı, daha adaylar açıklandığı andan itibaren gündeme getirilmeye başlamıştı.  Ancak tartışmaların merkezinde, ABD’nin yeni Başkanı Trump’a karşı Hollywood’ta yükselen muhalefet ve ödül töreninde verilmesi beklenen politik mesajlar vardı. Kimse ödüllerin dağıtılması sırasında, üstelik gecenin doruk noktasında böyle bir hatayı beklemiyordu. En iyi film ödülünün yanlış anons edilmesi, politik göndermelerin hedefindeki Trump’ı da çok mutlu etti. Trump ve Beyaz Saray’a yakın medya; sanki zarfların karışması sonucu gelen yanlış anons, herkes işini boşverip Trump’a laf yetiştirmeye odaklandığı için yaşanmış gibi bir tavır takındı. Törenin hemen ertesi gününde “benimle uğraşacağınıza işinize baksaydınız” anlamına gelen bir açıklama yapması, Trump’ın törendeki fiyaskodan ötürü duyduğu mutluluğu kanıtlar nitelikteydi.

2016’nın en iyi filmlerinin seçildiği Akademi Ödülü adayları açıklandığında, göze çarpan en önemli nokta, adaylıklardaki Afro-Amerikan ağırlığı oldu. En iyi oyunculukla ilgili dört dalda da aday olan siyahi oyunculardan ikisi, Oscar’ı kucakladı. “Moonlight”daki Juan rolüyle Mahershala Ali ile “Fences”ın güçlü ve fedakar kadını Viola Davis’in, ödüllerini sonuna kadar hak ettikleri ortadadır. 1940’daki Akademi Ödüllerinde, “Rüzgar Gibi Geçti”deki “Mammy” rolüyle, Oscar alan ilk siyahi oyuncu olan Hattie McDaniel’ın ardından, başka bir siyahın bu ödüle layık görülmesi için, aradan 24 yıl geçer. 1963’te “Lilies of the Field”deki rolüyle Sidney Poitier, en iyi erkek oyuncu dalında Oscar alır. Dünya değişirken, ABD’deki özgürlük hareketleri, her alanda olduğu gibi Hollywood’da da etkisini gösterir. 70’lerin başından itibaren, Diane Ross’tan Morgan Freeman’a, Whoopi Goldberg’ten Laurence Fishburne’e kadar pek çok siyahi Oscar’a aday gösterilir. Ancak siyahilerin altın heykelciği alabilmesi, ancak yeni milenyumda olur. 2001’in en iyi filmlerinin seçildiği 74. Akademi ödüllerinde, hem en iyi erkek oyuncu, hem de en iyi kadın oyuncu dallarında ödül siyahilere gider. “Monster’s Ball” filmindeki rolüyle Halle Berry, “Training Day” filmindeki rolüyle de Denzel Washington Oscar’ı kapar. Berry ve Washington’ın performansları bir tarafa, 11 Eylül Saldırıları’nın ardından, ABD’deki yabancı korkusunun zirve yaptığı dönemde iki Afro-Amerikalı’nın en iyi oyuncu ödülüyle taçlandırılması dikkat çekicidir. Afganistan Savaşı’nın sürdüğü ve ABD’deki terör korkusunun gölgesinde geçen ödül töreninde dünyaya, teröre karşı ortak mücadele mesajları verilir. Ancak bunu yaparken de, ‘hala demokratız’ duruşunun bir kanıtı olarak, iki siyahi oyuncuya birden “en iyi oyuncu” ödülünün verildiğini düşünmek çok mu paranoyakça bir yaklaşım olur sorusunu tartşmak gerek. Siyahi bayrağın dikildiği 74. Akademi Ödülleri’nden bugüne gelinen süreçte ise; Forest Whitaker ve Morgan Freeman gibi önemli aktörler ödüle layık görülürken, Octavia Spencer, Mo’Nique ve Lupita Nyong’o gibi aktrislerde, Oscarlı siyahiler listesine girerler. Bunun yanı sıra siyahilerin gerek Oscar, gerekse Altın Küre ödüllerinde pek çok adaylığı bulunur.

Fakat, her ne hikmetse 2014’de, “12 Years a Slave”in en iyi film dahil üç dalda Oscar’ı kazanmasının ardından Akademi’nin gözünde siyahların varlığı, tam anlamıyla silinip gider. 2014 ve 2015’te çekilen filmler arasında, “Selma”nın kazandığı “en iyi orjinal müzik” Oscar’ı dışında, siyahilerin oynadığı veya kamera arkasında olduğu filmlere, neredeyse hiç adaylık bile verilmemiştir. Akademi’nin bu tutumu, Hollywood’un Afro-Amerikalıları açısından bir kırılma noktası olur. 2015’ten itibaren, yönetmen Spike Lee ve Jada Pinkett Smith gibi isimlerin başını çektiği siyahiler, Oscar Ödüllerini boykot etme çağrısında bulunur ve Akademi Ödüllerini “Oscar çok beyaz” diye niteler. Özellikle son iki yıldır, törenlere katılımın düştüğü gözlemlendiğinde, boykot kararının sonuç verdiği bir gerçektir. Elbette bu yıl için siyahi elinden çıkan filmlere verilen adaylıkların, politik bir çıkışın sonucu olduğunu söylemek haksızlık olur. Söz konusu olan durum, daha çok hakkın teslim edilmesidir.

Barry Jenkins’in yönettiği ve en iyi film dalında Oscar alan ilk “gay filmi” olarak şimdiden sinema literatürüne girmiş olan “Moonlight”, aslında sadece eşcinsel olma durumunu değil, Amerika’da yoksul, siyah ve eşcinsel olmayı irdeler. Arvin McCrenay’in “In Moonlight Black Boys Look Blue” adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmde, Miami’nin arka sokaklarında büyüyen Chiron’un, kendisini keşfetme süreci ve çevresi tarafından maruz bırakıldığı tutum anlatılır. Chiron’un kendisini yakın hissettiği ilk erkek olan Juan’ın lakabının “Blue” olması filmin orjinal hikayesine bir göndermedir. Çoğu iyi filmin olduğu gibi, Moonlight da özgün ve kapsamlıdır. Seyirciye, karakterlere dair varsayımlar yaptırmayı amaçladığı göz çarpar. Yönetmen Barry Jenkins, gelişigüzel anılarla, kritik hayat deneyimlerini son derece başarılı şekilde perçinleyerek sunar. Bunu yaparken de, her insanın büyüme sürecinde incinmek veya göze çarpmamak için kaçındığı durumları, enine boyuna düşündürmeyi amaçlar. Bu yönüyle Moonlight aslında, ırk ya da cinselliği mercek altına almaktan çok, empati kurdurup, içgözlem yaptırabilecek insancıl bir hikaye sunar. Seyircinin önceden tahmin ettiği, klişe kalıpların kullanımından kaçınıldığı görülür. Jenkins’in de Miami’de doğup büyümüş olması ve filmin mekanı olarak yaşamının geçtiği mahalleleri seçmesi, daha kişisel bir film ortaya çıkarır. Aslında film kasıtlı şekilde, seyircinin bir hikayede görmeyi beklediği görsel işaretleyiciler kullanmayı reddeder. Altı dalda Oscar Adayı olan Moonlight, en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo dallarında ödüle layık görüldü. Törendeki karışıklığın ardından, en dişli rakibi “La La Land”in, kelimenin tam anlamıyla ‘elinden ödülü çekip alsa’ da, en iyi yönetmen ödülü için Damien Chazelle ile yarışan Barry Jenkins, hüsrana uğramıştır. Ancak Damien Chazelle’ın, kendine özgü yönetimini “La La Land”in müzikal yapısına ne kadar başarılı şekilde yansıttığı düşünüldüğünde, ödülün haklı ve objektif şekilde verildiğine söyleyecek söz yoktur.

İşçi sınıfından Afro-Amerikan bir ailenin yaşantısına odaklanan “Fences” August Wilson’ın aynı adlı eserinden uyarlanmıştır. Eski bir siyah ligi beyzbal oyuncusu olan ve bir fabrikada çöp toplayıcısı olarak çalışan Troy Maxson, Wilson’un 1950’lerin Pittsburgh’ünde geçen çocukluğundan ilham aldığı trajik bir figürdür. Filme yönetmen olarak da imzasını atan Denzel Washington, Troy karakterine hayat verirken, onun ani çöküşünün anahtarının etrafındaki karakterlerin çok iyi tasarlanmasında olduğunu anlamış görünür. Eğitim görmemiş olan Troy esprili, çalışkan, ancak özellikle ailesine karşı bencil bir adamdır. Karısına karşı son derece bağlı ve sevgi dolu (ancak onu aldattığı ortaya çıkar) olan bu adam, çocuklarını ise değersizleştirir ve onları kendi hayat deneyimleri doğrultusunda yaşamaya zorlar. Washington’un performansı, karakterin çelişkilerini, karmaşasını ve megalomanisini çaba harcamadan ortaya koymasını sağlar. Fakat yönetmen olarak en büyük başarısı; yavaş kamera hareketlerindedir, karakterleri ayakta veya oturur haldeyken, birbirleriyle etkileşimlerini gösterir. Rol yapmayı ve diyalog halindeki oyuncunun çercevede nasıl göründüğünü iyi bilse de, bu çekim stiliyle Denzel Washington’un yönetmenliği biraz acemice görünmektedir. Buna karşın 140 dakikalık film, sadece 3 mekanda geçmesine rağmen, diyaloglarla sıkıcı hale geldiği eleştirisi yapılamaz. Filmin ağırlıklı mekanı olan Maxson’ların evinin yanında, bar ve Troy’la arkadaşı Bono’nun çalıştığı fabrikanın girişi görülür. Sadece altı kişinin etrafında dönen filmin, her bir karakterinin son derece titizlikle çizildiği göze çarpar. Oyunculuklar da karakterlerin hakkını verir. Dört dalda Oscar adayı olan film, Viola Davis’in mükemmel performansı ile en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülüne uzanmasını sağlar.

Her ne kadar Oscar’lardan eli boş dönse de, 3 daldaki adaylığı ve sıradışı konusu ile Theodore Melfi’nin yönettiği “Hidden Figures” Akdemi Ödülleri’ne “siyahi” damgasını vuran filmlerdendir. NASA’da görev yapan siyahi matematikçi kadınların, ay’a roket gönderme projesinde hayati bir rol üstlenmelerini anlatan filmin bu yıl Oscar’lardaki en feminist film olduğu söylenebilir. “Hidden Figures” de tıpkı “Moonlight” gibi aslında sadece Amerika’da siyah olma durumunu  masaya yatırmamıştır. Moonlight nasıl siyah olması yüzünden ötekileştirilen bir karakteri konu edinmişse, burada da karşımıza çıkan hem siyah hem de kadın olduğu için farklı bir muameleye maruz kalan karakterlerdir.

Şunun altını çizmek gerekir ki; Holywood, ödülü sanata değil endüstriye verir. Yapılan filmler senaryosundan oyunculuklara kadar son derece başarılı olsa da, piyasaya bir katkı sunmamış ise, Akademi Ödülleri’nin pek dikkatini çekmez. “Titanic” gibi, o güne kadar en büyük gişe rakamına ulaşmış veya “Avatar” gibi sinemayı yeni bir teknik boyuta taşıma iddiasında olan filmler her zaman endüstriye sağladıkları fayda ile avantajlı durumdadırlar. Bunun dışında yükselen politik trendler, bazı filmlerin medya yardımıyla da ön plana çıkarılmasına yardımcı olabilir. “Argo” ve “Hurt Locker” filmleri bu durumu iyi açıklayan örneklerdir. 2017’nin Akademi Ödüllerini kazanan filmlere bakıldığında, ön plana çıkan “siyahi” filmlerinin politik bir refleksle ödüllendirildiğini söylemek haksızlık olur. Fakat son iki yılın ödüllerinde siyahların elinden çıkma filmler neredeyse adaylık bile göremezken, Hollywood’un siyah yüzünün gösterdiği tepki ve giriştiği boykot olmasaydı, Oscar’larda bu denli bir “siyahi” etkisi hissedilir miydi? sorusunu sormamız gerekir.

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat