SON DAKİKA

Korku Filmlerinin Aristokrat Yüzü: Vincent Price

Bu haber 03 Aralık 2017 - 1:03 'de eklendi

Emre TANÇ

Kimileri onu “Master of Menace”, tehlikenin efendisi veya tehdidin efendisi olarak tanımlar. Uzun boylu ince görüntüsü, dikkat çekici ses tonu ve mimikleri Vincent Price’ı mükemmel bir korku karakteri haline getirir. Çoğu zaman çerçevede görüntüsü görülmese bile, önden gelen ses tonunu duymak seyirciyi hemen gerilim atmosferine sokar.

Vincent Price, 1911’de St.Louis, Missouri’de orta-üst sınıf, dört bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelir. Eğitim hayatını özel okullarda sürdüren Price, Yale Üniversitesi’nde sanat tarihi eğitimi alır.  Daha sonra Londra Üniversitesi’nde güzel sanatlar eğitimi almak için İngiltere’ye gider. Price 1930’ların başındaki Londra’yı tanımlarken, Naziler’den kaçan pek çok önemli Avrupa’lı sanatçı için sığınma noktası olan kenti, güzel sanatların “hicret”i ifadesini kullanır.

Orson Welles’in Mercury tiyatrolarında da sahne alan Price’in, ilk önemli rolü 1935’te, “Victoria Regina”da Prens Albert’ı canlandırması olur. Büyük ilgi gören oyun Broadway’de de sahnelenir. Bu sayede, Vincent Price için Beyazperde yolu görülmüş olur.

Emre Tanç

Erken dönemdeki en ünlü rollerinden biri, Otto Preminger’in yönettiği 1944 tarihli “Laura” da olur. Bu filmde başrolü paylaştığı Gene Tierney ile, iki yıl sonra dramatik bir gerilim filmi olan “Dragonwyck”te tekrar birlikte çalışır. Price 1950’lerde, korku filmlerindeki kariyerinin yükselişe geçtiği dönemde “Champagne for Caesar” gibi birkaç komedi filminde de rol alır.

Vincent Price’a sinemadaki asıl ününü kazandıran, Roger Corman’ın yönettiği Edgar Allen Poe uyarlamaları olur. “The House of Usher”, “The Pit and the Pendulum” ve “The Raven” bu filmler arasında öne çıkar. Corman ve Price ikilisinin filmleri 1950’ler ve 60’ların ilk yarısında sadık bir hayran kitlesi edinir.

1953’de yönetmenliğini Andre De Toth’un üstlendiği “House of Wax”, 1933’te Warner Bros tarafından yapılan “Mystery of the Wax Museum”un yeniden çevirimidir. Ancak tek farkla; o filmdeki komedi unsurları “House of Wax”te yer almaz. Bir mumya müzesi, sahibi de içerideyken yanıp kül olur. Fakat müzenin sahibi Prof. Henry Jarrod bir şekilde hayatta kalır. O günden sonra Prof. Jarrod intikam peşinde koşar ve canlı insanları mumyalarak koleksiyonuna katar.

Emre Tanç

Özellikle Sue Allen’ı (Phyllis Kirk) takıntı haline getiren Jarrod, şehirde bir nevi Karındeşen Jack terörü estirir. Henry Jarrod, sonunda her ne kadar kendi eliyle yarattığı bir trajedinin kurbanı olsa da, kasıtlı olarak kötülük yapmayı seçmesi nedeniyle, diğer korku ve gerilim filmlerindeki çoğu karakterinden ayrılır. Filmde, Jarrod’ın sadık hizmetkarı Igor’u canlandıran Charles Bronson’ın erken dönem performansı da göze çarpar.

1959’da, “13 Ghosts”, “The Tingler” ve “The Old Dark House” gibi kült korku filmlerinin de yönetmeni olan William Castle imzalı “House on Haunted Hill”de eksantrik işadamı Frederick Loren rolünü oynar. İşadamı Loren, eşinin doğum günü partisi için davet ettiği bir grup insana, lanetli olduğuna inanılan malikanede bir gece geçirmeleri on bin dolar teklifinde bulunur. Konuklar gece boyunca hayaletler, katiller ve türlü zorluklarla mücadele edecektir. Ancak işler çığırından çıkar, evin sıradan bir binadan fazlası olduğunun anlaşılmasıyla korkular gerçeğe dönüşmeye başlar.

Emre Tanç Delta Haber

Vincent Price, sinsi bir karakteri ne kadar başarılı şekilde canlandırabildiğine dair mükemmel bir örnek gösterir. Öyle ki, filmden tam kırk yıl sonraki yeniden çeviriminde, Geoffrey Rush’ın canlandırdığı iş adamının adı Stephen Price’dır. Vincent Price’ın House on Haunted Hill’deki performansı, neredeyse yarım asır sonraki filminde bir saygı duruşu ile karşılanır.

Edgar Allan Poe eserlerini, Beyazperde’ye uyarlamaya meraklı olan Roger Corman ile ilk kez 1960’yapımı, “House of Usher”da birlikte çalışır.  Poe’nun “The Fall of the House of Usher” romanından uyarlanan filmde nişanlısının yaşadığı eve giden Franklin Winthrop’un, Usher ailesinin lanetlerle ve korkularla dolu tarihini keşfedişi anlatılır.

Emre Tanç 4

Filmde yalnızca dört karakter vardır. Vincent Price’ın canlandırdığı Roderick Usher ise, tek başına gerilim düzeyini film boyunca dengede tutmayı sağlayan karakterdir. Price tüm karizması ve tehlike sinyalleri veren haliyle, seyirciyi germe işini yine başarılı şekilde yapar. Korkunun kaynağının doğaüstü olaylar olarak işaret edildiği hikayede, bu güçlerin temsilcisi olan Roderick Usher’ın karşısına, her şeyi mantıkla açıklamaya kalkan Winthrop (Marc Damon) karakteri konulur. İkili arasındaki tezatlık çatışmanın da kaynağı olur.

Sonuç olarak, Usher ailesindekilerin tarihleri boyunca işledikleri suçlar, tüm torunlarına musallat olan bir laneti getirmiştir. Bu duruma inanmayan Winthrop ise, sadece nişanlısının durumuyla ilgili akla yatan bir açıklama beklemektedir. İstediği rasyonel açıklamayı bulamayıp, şok edici gerçekle yüzleşen, bu genç adam Roderick’in uyarılarını dinlememenin faturasını öder. Vincent Price ve Madeline Usher’ı canlandıran Myrna Fahey’in performanslarıyla ortaya konan, Victoria Dönemi aristokrat ailesinin (New England’da yaşayan İngiliz göçmeni bir ailedir) tepeden bakan tavrı ile Brooklyn’li pervasız gencin mücadelesi, çok başarılı bir oyunculuk ile görünür hale gelir.

House of Usher’dan bir yıl sonra ve yine Edgar Allan Poe’nun, 1843 tarihli kısa öyküsünden uyarlanan “Pit and the Pendulum” da Price, baba oğul olan iki karakteri birden canlandırır. İki Poe öyküsünün de birbirine benzediği gibi film de, House of Usher ile büyük benzerlikler taşır. Film 16. Yüzyıl İspanya’sında, Don Nicholas Medina’nın (Vincent Price) kasvetli şatosunda geçer.

Emre Tanç 5

Yine bir ailenin üzerine çökmüş olan lanet ve gizemlerle dolu ürkütücü bir mekan söz konusudur. Don Medina kısa bir süre önce eşi Elizabeth’i (Barbara Steele) kaybetmiştir. Elizabeth’in kardeşi Francis Bernard, bu ani ölümün ardındaki gerçeği öğrenmek için Medina Şatosu’na gelir. Şatodaki abartılı gotik çekicilik, gergin ve soruları geçiştirmeye meyilli Medina ailesi, Francis’ de “House of Usher”daki Franklin ile benzer bir konuma taşır. Kardeşinin ölümünü paranormal olaylara bağlayan Nicholas ve kardeşi Catherine’e inanmayan Francis, mantık dahilinde yanıtlar arar.

Nicholas Medina’nın histerik davranışları, Vincent Price’ın tiyatro geçmişinden alışık olduğu tiyatralliği sergilemesi için ona mükemmel bir fırsat sunar. Price’ın, Nicholas Medina’yı oynarken gösterdiği gayret, filmi korku türünün de ötesine taşıyarak gergin bir melodram havası katar. Medina rolünün sofistike bir yanı vardır, çünkü karakterin ikilemi ve deliliğin ötesine geçen hali, filmin artarak ilerleyen gerilim dozunu climax’e çıkmaya zorlar. Price, bir kez daha filmin anti kahramanı olurken, sergilediği tüm şiddetli ve çılgınca eylemlere rağmen, eşini kaybetmiş acılı dul konumu ile seyircinin sempatisini kazanır.

Vincent Price, “Pit and the Pendulum” ile aynı yıl, Jules Verne’ün “Master of the World” ve “Robur the Conqueror” adlı iki romanından uyarlanan ve dönemini aşan bir bilimkurgu olan “Master of the World”de, çılgın bilim adamı Robur’u canlandırır. William Hitney’in yönettiği film aslında “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah”ın sinema uyarlamasının gördüğü ilgiden sonra, 1950’lerde furyaya dönüşen Jules Verne uyarlamalarının halkalarından biridir.

Emre Tanç 6

Senarist Richard Matheson’ın uyarlaması ile Verne’ün romanı arasında en göze çarpan fark; Verne’ün Robur the Conqueror’da Robur karakterine daha az idealistik biz tavır yüklemesidir. Romandaki Robur, uçan bir savaş gemisinin mucidi olmasına karşın, gemi mürettebatına karşı kendi imtiyazlarını korumak için uğraşan narsist bir karakterdir. Matheson’ın senaryosu ise Robur’u Kaptan Nemo’nun farklı bir versiyonu haline dönüştürerek sunar. Tam da bu dönüşümün yansıtılması noktasında, Vincent Price’ın bir centilmenken aynı zamanda acımasız bir zorbaya dönüşebilme yeteneği devreye girer.

Richard Matheson senaryosunda, her ikisinin de idelojilerini tam anlamıyla kabul etmeyi reddettiği Robur ve fabrikatör Henry Hull arasında güzel bir meydan okuma ortamı yaratır. Robur’un yılmayan ve etrafındakilerin kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamaksızın takındığı “amaca giden her yol mübahtır” tavrı, Price’ın filmin tümüne hakim olan şeytani çekiciliği ile güçlenir.

Sinema kariyeri boyunca, sekiz Edgar Allan Poe uyarlaması çekmiş olan Roger Corman’ın şüphesiz kamera önünde görmekten en keyif aldığı isim Vincent Price olmuştur. 1964’te yine Price’a yer verdiği bir Poe uyarlaması, ikilinin aha önceki filmlerinden farklı bir yerde durmaktadır. Richard Matheson’un özgün tarzıyla senaryolaştırdığı “The Raven”, ilk bakışta bir korku filmi gibi algılanmasına karşın, korku ya da gerilim türüne dahil edilemeyecek bir filmdir. “The Raven”ı, yoğun komedi unsurları barındıran bir gizem filmi olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Emre Tanç 7

Büyücüler Kardeşliğine dahil olmayı reddeden Dr. Erasmus Craven (Vincent Price) eşinin ölümünden sonra kızı Estelle’le birlikte yaşamaktadır. (Tabi ki büyük ve kasvetli şatosunda) Bir akşam camına vuran bir kuzgunu içeri alan Dr. Craven, kuzgunun konuşması karşısında şaşkınlık yaşar. Ancak kuzgunun, başka bir büyücü olan Dr.Bedlo (Peter Lorre) olduğunu ve Kardeşliğin lideri Dr. Scrabus’a (Boris Carloff) meydan okuması sonucu, kuzguna dönüştüğünü öğrenir.

İkilinin çocuklarını da alarak Dr.Scrabus’un şatosuna doğru yola çıkmasıyla başlayan maceranın gotizm havası, diğer Corman imzalı Poe uyarlamalarını aratmaz. Fakat büyücüler arasındaki çekişmeler ve finalde Craven ile Scrabus’un kapışması, seyircide neşe uyandıran sahnelerdir. Çekimlerin kamera arkası da oyuncular için zorlayıcı olmuştur. Sette ayağını inciten Boris Karloff’un sandalyenin üzerinde yükseldiği sahneyi anlatan Vincent Price; “Boris o sandalyenin üzerinde havaya kaldırılmaktan nefret ediyordu. Çünkü yükseklik korkusu vardı. Ayrıca benim için de iki saat boyunca boynumda bir yılanla beklemek hiç keyifli değildi. Yılanlardan nefret ederim!” demiştir.

Emre Tanç 8

Dr. Craven’ın büyüsünü yapmadan önce Sezar’dan alıntı yaparak Latince söylediği “veni, vidi, vici”, (geldim, gördüm, yendim) onun Dr.Scrabus’a karşı zaferini haber verir gibidir. “Si vis pacem parabellum” ( barış istiyorsan savaşa hazır ol) sözü de buna ek olarak örnek verilebilir. “The Raven”la ilgili düşülebilecek başka bir not ise, Dr.Bedlo’nun oğlu Rexford’u, Jack Nicholson’ın canlandırmış olmasıdır.

Kendisine sinema ilhamını verdiğini söyleyen Tim Burton, Vincent Price gibi olmak isteyen genç bir çocuğu anlattığı “Vincent”ı 1982’de çeker. Vincent, bugün Tim Burton denince akla gelen gotik tarzını, ilk kez bu kadar göze batan şekilde ortaya koyduğu filmi olmuştur. Tim Burton’ın Price’a duyduğu hayranlık, onun Beyazperde’de görüldüğü son filmin yönetmeni olması gibi bir onuru da beraberinde getirir. 1990’da “Edward Scissorhands”de mucit rolünü oynaya Vincent Price, stiline ilham verdiği Tim Burton’ın bir filmiyle jübilesini yapar.

Emre Tanç 9

Edwar Scissorhands’den sonra “The Heart of Justice” isimli bir televizyon filminde yer alsa da, bu film ilgi görmez. Bunun dışında, hayatının son iki yılında anlatıcı olarak, o “şeytani” ses tonuyla yer aldığı iki proje olur.  Vincent Price, 25 Ekim 1993’te, 82 yaşında yaşama veda eder. Sinemanın başka bir efsanesi Federico Fellini’den sadece altı gün önce ölür. Arkasında iki yüzden fazla film bırakan Price, “Korkunun Price’ı” olarak anılması hakkında, 1970’de “Cry of the Banshee” filmi için röportajında şunları söyler: “100’den fazla filmde oynadım, ancak sadece 15 tanesinde ürkütücü bir mizaca büründüm. Gerisinde düz rol yaptım.” Vincent Price’ın, bir korku ekolü olarak görülmesinin, onun doğasının bir sonucu olduğunu kavramak için, belki de bu cümlesi bile yeterlidir.

Emre Tanç