SON DAKİKA
kadikoy escort
Maltepe Escortpendik escortmanavgat escortkartal escortmaltepeelektrikariza.comkartal escortalanya escortkadikoy escort

Kar, Kış, Kaos: Sinema Filminden Televizyon Versiyonuna “Fargo”

Bu haber 08 Nisan 2017 - 13:01 'de eklendi

Ethan ve Joel Coen’in, üç dalda Oscar Adayı olan ve genel anlamda eleştirmenlerden olumlu not alan 1991 yapımı “Barton Fink” ile elde ettikleri başarı onlara tüm dünyada bir popülerlik sağlar. Ancak ikilinin sinema tarihinde, “Coen Kardeşler” olarak yer etmesini sağlayan film 1996’da çektikleri “Fargo” olur. Bugün bile, suç-dram türü denildiğinde akla ilk gelenler arasında sayılan filmin, kendisine bu denli sadık bir hayran kitlesi edinmesinin sebebi nedir?

Minnesota’daki Brainerd isimli  küçük bir kasabada geçen hikaye, izleyiciyi Kuzey Amerika’nın karlı kaplı atmosferine götürür. Kasabanın insanları son derece dost canlısı ve mütevazidir. Bir suç filmi için alışagelmişin dışındaki bu kurulum daha en başta göze çarpar. “Fargo”nun başında çalan açılış müziği bile, filmin ne hakkında olacağına dair önemli bir ipucu verir. Burası büyük şehir yaşamından ve medeniyetten uzak, gelenekçi bir ortabatı Amerikan kasabasıdır. Carter Burwell’e ait olan filmin açılış soundtrack’i, ikinci yarısında yükselişe geçmesiyle izleyiciye “bu monoton kasaba yaşamına dair bir film değil!” der. “Bu daha çok yaşamı, hatta Amerikan yaşamını kavramayı amaçlayan bir film” mesajını verir. “Hiçliğin ortasında, pek çok şey olabilir” sloganı aslında filmin özetidir.

Jerry Lundegaard çevresi tarafından ciddiye alınıp saygı görmeyi beceremeyen, kayınpederinin iş yerinde çalışan bir araba satıcısıdır. “Amerikan Rüyasının”, daha çocukluk yaşlarından itibaren benimsettiği rekabetçiliğin ortaya çıkardığı kategorilerden, “losers” (kaybedenler) sınıfına çok açık şekilde dahil edilen bir karakterdir Bay Lundegaard. Coen Kardeşler; umutsuz, mutsuz ve kendisine saygısı kalmamış olan bu adamı, seyirciye filmin başında sempatik bir karakter olarak sunar. Yatırım yapmak istediği proje için finans sağlayamayan Jerry, bir de kayınpederi ve onun açıkgöz arkadaşı tarafından projenin dışına itilir. Bu tükenmiş ve öfkeli ruh hali ile Carl ve Gaear adlı iki suçluyla anlaşan Jerry, düzmeceyle karısını kaçırtıp kayınpederinden fidye almayı planlar. Aslında çevresinin saygısını kazanmak isterken, işler kontrolünden çıkar. Jerry’nin başlangıçta o kadar da kötü niyetli olmayan girişimi, kayınpederinin öldürülmesi ile sonlanır. Jerry bir kahraman değildir. Kahramanca hiçbir tavır sergilemez. Filmin finalinde, tüm kaosun ve kan gölünün sorumlusu olan bencil bir karakterdir. Buna rağmen Jerry Lundegaard bir taraftan da seyircide acıma duygusu uyandırır.

Filmin tematik sunumu içerisinde en fazla göze çarpan noktalardan biri, yaşam ve ölüme dair göndermelerdir. Filmin başında, kışın ortasındaki Minnesota’nın affı olmayan bir yer olduğu, uçsuz bucaksız karla kaplı alanlar, izleyiciyi çok sayıda uzak plan çekime maruz bırakarak gösterilir. Bu uzak plan çekimlerde, sonu yokmuş gibi görünen karlı tepeler, insanlar ve binalar vardır. Bazı çekimler kıyamet sonrasını çağrıştırır, ancak söz konusu olan durum sadece “kış”tır. Kışın geçeceği vurgulanarak, mevsimlerin değişimi üzerinden yaşamın döngüsünün altı çizilir.

Filmde birkaç cinayete tanık oluruz ve bu cinayetler genellikle planın kontrolden çıkması sonucu meydana gelir. Bu karlı bölgenin ortasındaki cinayetleri araştıran kişi ise; iyi kalpi ve hamile polis şefi Marge Gunderson’dur. Francis McDormand’ın canlandırdığı Marge, hamile olması ile yaşamı (aslında yeniden doğumu) ve kışın bitimiyle gelecek olan baharı temsil eder. Filmin kahramanı ve esasen duygusal yoğunluğu sağlayan karakter Marge’dır. Carl (Steve Buscemi) ve Gaear’ın (Peter Stormore) arkalarında bıraktıkları cesetleri araştırırken kendisini bir adam kaçırma olayının içinde bulan Marge Gunderson, bir suç filminde bulunabilecek en eşsiz ve “riskli” karakterlerden biridir. Çünkü insaniyet namına iyi olan pek çok özelliğe sahiptir. Sabırlı, sevgi dolu, ve dürüsttür. Hem iyi bir polisken, hem de eşine bağlı bir kadındır.

Nasıl ki Jerry filmde, erkek egemen kültür esas alındığında erkeksiliğin en acınası halini sembolize ediyorsa, filmde feminenliğin temsili de Marge’dır. Elbette ki bu feminen özelliğin, onun hamile oluşuyla ön plana çıkarıldığı düşünülebilir. Fakat Marge’ın feminenliği, hedeflerine ulaşarak işinde başarılı olmak için kendisine “erkeksi” özellikler yüklememesinden kaynaklanır. Şiddet seven, agresif biri değildir ve hedef uğruna yöntemi meşrulaştırarak kuralları çiğnemez. Marge’ın kocasıyla olan ilişkisi de ilginçtir. Çünkü, genellikle  filmlerde tasvir edilen kadın erkek ilişkisinin tersyüz edilmiş halidir. Marge filmin protagonistidir ve kocası Norm bir yan karakterdir. Marge bir polistir, Norm ise resim yapmak ve balık tutmak gibi hobileri olan, ancak düzenli bir işi olmayan biri olarak sunulur. Marge’ın gelen telefonla yatağından kalktığı sahnede Norm, ataerkil bakış açısına tamamen ters düşen bir tavırla, işe giden karısına kahvaltı hazırlamak için uyanır.

Filmde iki tür değerin üzerinde durulur. Maddi değerler yani para ve kişisel değerler. Karakterler, peşinden gitmeyi seçtikleri bu iki değer üzerinden ayrılır. Başarılı ve zengin olmak için çok çalışan ancak sonunda çabuk zengin olmanın yolunu bulan Jerry, tam olarak “Amerikan Rüyası”nın filmdeki karşılığıdır. Jerry, her neye mal olursa olsun kişisel çıkarlarının peşinden gitmektedir. Marge için ise; Amerikan Rüyası daha dünyevidir. Düzen, mutluluk ve huzurdan ibarettir. Onun soruşturma sırasındaki kararlılığı adaletim yerine gelmesini sağlar. Carl ve Gaear’ın yıkıcı kaosu temsil ettikleri, giriştikleri her eylemin kontrollerinden çıkması ve sonunda insan hayatına mal olmasından anlaşılır. Marge, bir polis memurudur ve kurulu aileye sahip olması ile düzeni temsil ederek onların, karşıtlığıdır. Sonunda düzen, kaos’a baskın çıkar.

“Bu gerçek bir hikayedir. Tasvir edilen olaylar 1987 yılında Minnesota’da yaşanmıştır. Hayatta kalanların isteği üzerine isimler değiştirilmiştir. Ölülere olan saygımızdan gerisi olduğu gibi aktarılmıştır.” Filmin başında beliren bu yazıdaki “ölülere olan saygımızdan, gerisi olduğu gibi aktarılmıştır” kısmındaki muziplik göze çarpar. Ancak Coen Kardeşlerin kendine has mizahının üzerinde durmayı tercih etmeyen izleyici, Fargo’nun hikayesinin gerçek olduğuna inanır. Fakat işin aslı, Coen’ler Fargo’nun senarysonu yazarken bir kaç farklı olaydan esinlenmişlerdir.

2014’te yapılan televizyon dizisi versiyonun tüm bölümleri de, tıpkı filmdeki gibi aynı ön sözün ekranda belirmesi ile başlar. “Fargo”dan esinlenilen ve Coen Kardeşlerin yapımcılığını üstlendiği mini bir televizyon dizisi çekileceği duyurulduğunda, filmin sadık hayran kitlesi durumdan pek memnun olmaz. Çünkü sinema tarihindeki pek çok önemli filmin, televizyon versiyonlarının veya yeniden çevrimlerinin yarattığı hayal kırıklığına dair örneklerin sayısı az değildir. Fakat bu yöndeki endişeler, Noah Hawley’in yarattığı müthiş adaptasyonla boşa çıkar. Televizyon dizisindeki ekleme ve yeniden yorumlamalar, hiçbir şekilde filmin ruhuna aykırılık teşkil etmez.

Dizinin hikayesi; Brainerd’in yerine Minnesota’daki başka bir kasaba olan Bemidji’de ve 2006 yılında geçer. Jerry Lundegaard’ın yerini Lester Nygaard (Martin Freeman) almıştır. Filmdeki karakterlerden birinin birebir karşılığı olan tek karakter de Lester’dır. Ancak belirtmek gerekir ki Lester Nygaard, Jerry Lundegaard’a göre daha sinsi, acımasız ve sosyopat bir kişiliktir. Bunun gibi, filmdeki bazı karakterleri çağrıştıran tiplemeler göze çarpar. Marge Gunderson’ın yerine, polis memuru Molly  Solverson vardır.

Marge’dan farklı olarak Molly, en azından en başta evli ve hamile değildir. Emekli polis olan babasıyla yaşamaktadır ve Marge gibi aile düzeni vardır. Fakat son iki bölümde, kendisi gibi polis olan Gus Grimly ile evlenir ve hamile kalır. Dikkatli incelendiğinde, Gus’ın Marge’ın kocası Norm ile benzerlikler taşıdığı görülür. Maddi zorunluluklardan polis olmuş olan bu adam postacı olup, sakin taşra hayatını paylaşacağı bir toplumun hayalini kurmaktadır. Karla kaplı, çorak topraklarda hayatını sakince yaşayan insanların alıştıkları düzen, Lorne Malvo’nun kasabaya gelişiyle değişir.

Billy Bob Thornton’ın karizması ve performansıyla, belkide sinema tarihinin en iyi psikopat karakterlerinden biri olarak vücut bulan Lorne Malvo, sadece para için insan öldüren alelade bir kiralık katil değildir. Kısa süreliğine sohbet ettiği bir adama karısını öldürtebilecek kadar ikna ediciliği, polisten kurtulmak için, onları zararsız bir vaiz olduğuna inandırabilecek kadar rol yeteneği olan bu adam, Minnesota’ya kaosu getirir.

Her konuşmasından aforizmalar fışkıran Malvo’nun, lisedeki kabadayısı tarafından burnu kırılmış olan Lester Nygaard’la tanışması, kanlı cinayetlerle büyüyen bir suç dalgasını başlatır. Fakat sinema filminden farklı olarak, dizideki olay sadece kasabada yaşayan üç-beş insanın hayatını etkilemekle kalmaz, şehirdeki organize suç dünyasına da uzanan bir karmaşaya döner.

Lester, hastane sırasını beklerken sohbet etmeye başladığı Malvo’ya, Sam Hess’le olan geçmişini anlatır. Malvo’nun “böyle bir adam nefes almayı hak etmiyor” yorumu üzerine Lester, “o kadar eminsen neden onu benim için öldürmüyorsun” diye sorar. Malvo’nun “onu öldürmemi istiyor musun? Evet yada hayır?” sorusuna Lester’dan bir yanıt alamasa da onunla sözlü bir anlaşma yapmıştır. Sam öldürüldükten sonra Malvo’ya, “asla evet demedim!” diyen Lester “hayır da demedin” cevabını alır.

Lester’dan hiçbir karşılık beklemeden belalısını öldüren Malvo’nun, insanları manipüle etme konusunda olağanüstü yetenekli olduğu, dizinin başından itibaren farklı örneklerle ortaya konulur. Birinci bölümdeki ilk sahnede, gecenin karanlığında karlı yolda arabasının bagajında bir adamla ilerleyen Malvo, bir yandan bir ses kaydı dinlemektedir. Kayıtta ağlayarak konuşan bir erkek “beni buna sen zorladın, hepsi senin suçun!” diye haykırır.

Malvo’nun, Lester’la tanışmadan önce pek çok insanın “uyanışına” yardımcı olduğu anlaşılır. Fakat bu uyanışın bedeli onlar için ne olmuştur? Lester onun tavsiyesine uyarak, “kuralları düşünerek yaşamaya” son verir. Bu sayede hep istediği şekilde çevresinden saygı görmeye başlar. Kendisini en fazla aşağılayan iki kişiden; karısı Pearl ve kardeşi Chazz’den intikamını alır. Lester’a “eğer daha iyi bir satıcı olsaydın sana daha güzel bir kravat alırdım!” veya “dünyada boş bir silahla kendisini yaralamayı becerecek biri varsa, o da sensin” diyen karısını öldürür. Bu cinayeti de “insanlara senin öldüğünü söylüyorum”, diyecek kadar kendisini hakir gören kardeşi Chazz’in üstüne yıkar. Malvo’ya öldürttüğü Sam Hess’in yatağında, onun karısıyla beraber olarak intikam zincirine son halkasını ekler.

Lester, kendisi açısından işleri yoluna koymuş göründüğü sırada “şeytanın” cazibesine karşı koyamaz ve bir yıl sonra bir otelde gördüğü Malvo’nun peşine düşer. Lester’ın işine burnunu sokması yüzünden Malvo, kendisini hedefine götürmesi için kandırdığı insanları öldürmek zorunda kalır. Bu yüzden Lester, Malvo’nun doğrudan hedefi haline gelir.

Lorne Malvo için “şeytan” tabirini kullanmak onun kurnazlığına gönderme yapan bir benzetme değildir. Cinayetler işleyip, bundan kolayca sıyrılma konusundaki yeteneği, onun şeytani tarafını oluşturan tek unsur değildir. Nasıl ki şeytan; insanlar arasında çatışma yaratmayı seviyorsa, Malvo’da kaos çıkarmayı bir o kadar sevmektedir. Sam Hess’in iki oğlunu bir telefonla birbirine düşürmesi veya gittiği otelde patronu tarafından aşağılanan bellboy’a, patronunun arabasının benzin deposuna işemesini tavsiye edip, bir de çocuğu patronuna ispiyonlayarak dayak yedirmesi gibi, onun şeytaniliğini örnekleyen eylemleri mevcuttur. Şantajcılarını bulması için kendisini tutan dindar işadamı Stavros’u, İncil’deki yedi günaha göre cezalandırması başka bir şeytani eylemidir.

Sezonun son bölümünde, Lou Solverson’ın kafesinde Apple Pie yerken söylediği, “Aden Bahçesinden beri böyle bir tatlı yememiştim” cümlesi ile Malvo’nun kimi sembolize ettiği daha belirgin hale gelir. Dizi boyunca bir kaç kez kurt görüntüsü göze çarpar. Kurt iyi bir görsel malzeme olarak kullanılmanın yanında, Malvo’yla özdeşleştirilen başka bir imgedir.

Stavros’a söylediği “kurtlar ne yapar bilir misin? Avlanırlar, öldürürler…”. Kurt Malvo’yu temsil ederken, aslında sadece onun değil, genel anlamda insanın avlanma ve öldürme arzusu taşıdığını iddıa eder. Polis merkezinden çıkışında Gus’a sorduğu soru dikkat çekicidir. İnsan gözünün tüm renkler içinde en çok yeşilin tonlarını ayırt edebildiğini biliyor muydun?” Malvo’ya göre dünyada sadece av ve avcı vardır. Sadece bu düşünceyi kavrayanlar kendi insanlıklarının ötesine geçerler.

Malvo’nun tanıştığı insanlara yönelttiği sorulardan anlaşılır ki; nezaket ve iyilikseverlik yanlışken, ilkel dürtülere göre davranmak insan için doğrudur. Dizinin finalinde Gus tarafından vurulduğunda bu tanrının şeytana karşı zaferini mi gösterir? Evel Malvo ölür, ancak insanları avcı doğasına döndürmek gibi bir misyon üstlendiği düşünüldüğünde, başarısız olmadığı ortadadaır.

Gus, Malvo’yu vurmadan önce ona, “bilmeceyi çözdüm” der, Malvo “ve…” der, ancak Gus’tan kelimelerle cevap vermesini beklememektedir. Aslında istediği, Gus’ın da yaptığı gibi tetiği çekmesidir. Bu sayede bir inası daha kurda( avcı doğasına) döndürmüştür.

Dizinin ikinci sezonu izleyiciyi, ilk sezonun protagonisti olarak görünen Molly’nin babası Lou Solverson’ın hikayesi üzerinden 1979 yılına götürür. İlk sezonda da, olayın içinde yer almış karakterlerin ağzından referans verilen “Sioux Falls”ta yaşanan katliam hikayenin merkezindedir.

Dizinin ilk sezonundaki karakterlerden Lou Solverson’ın dışında, Molly’nin küçük hali ikinci sezonda da yer alır. Bunun yanında ilk sezonda Gus’un amiri olan Duluth’daki polis şefi Ben Schmidt, 1979’daki hikayede çaylak haliyle, ilk sezona göre daha önemli bir karakter konumundadır.

İkinci sezonun en dikkat çekici ve ölümcül karakterlerinden Hanzee Dent’in aslında birinci sezonda da yer aldığı, dikkatli izleyicinin gözüne çarpan bir detaydır. Birinci sezonda sıkça bahsi geçen, Fargo’daki organize suç örgütünün lideri Mr. Tripoli, 1979’a dönülen hikayedeki Hanzee Dent’in ta kendisidir. Böylelikle ikinci sezonun kötü adamının, ucu açık bırakılan akibetinin ne olduğu aslında birinci sezondan belli edilmiştir. (Tüm ekibiyle birlikte Lorne Malvo tarafından öldürülür).

“Fargo”nun hayran kitlesini son derece memnun eden iki sezondan sonra, Fox Channels tarafından, dizinin üçüncü sezonunun 19 Nisan’da yayınlanacağı  duyurulmuştur.

Emre Tanç
mp3 indir ümraniye escort ümraniye escort escort kadıköy escort kadıköy escort ataşehir escort antalya escort
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat