SON DAKİKA

Eylem, Eylemsizlik, Açlık

Veli Saçılık yazdı: Eylem, Eylemsizlik, Açlık

Bu haber 17 Mayıs 2017 - 19:14 'de eklendi

Veli Saçılık

Tam yüz doksan gün önce Yüksel caddesinde KHK ile işten atılmalara karşı bir direniş başladı. İlk sokağa çıkan Nuriye Gülmen oldu, sonra ona Semih Özakça eklendi. Acun Karadağ ise ihraç edildiği okulun önünde “öğrencilerimi geri istiyorum” talebiyle ilk kıvılcımı çaktı.

22 Kasım 2017 tarihinde ihraç edildiğimi öğrendikten sonra bende direnişe katıldım. Semih’in eşi Esra Özakça ve ardından Mehmet Dersulu da Yüksel direnişine katıldılar. Bizi gözaltına almak için alıcı kuş gibi bekleyen polislerin karşısına altı kişi “Voltran”ı oluşturarak çıktık.

Her gözaltı, dayak bizi yıldırmak yerine daha çok eyleme motive etti. Çünkü yasal olan bizdik, yasa dışı olan AKP ve onun polisleriydi.

Direniş AKP’nin ipliğini pazara çıkardı

Yandaş medya halka “Fetöcüler kamudan temizleniyor” masalı anlatırken, bu masalın yalan olduğunu dosta düşmana anlatmış olduk. Yüksel direnişi hem Türkiye’de hem de dünyada konuşulur oldu, AKP’nin ipliğini pazara çıkardı. Gözaltılar, dayaklar ve açılan davalarla “günümüzü gün ediyorken” Nuriye ve Semih açlık grevini gündeme getirdi. Dönüşümlü olmak şartıyla ben de açlık grevinde olmak istedim, ama onlar süresiz açlık grevi yapacaklarını kararlı biçimde söyleyince bana ve bize mevcut direnişi sürdürmek kaldı.

11 Mart 2017 tarihinde başlaması planlanan açlık grevi polisin gözaltı hamlesiyle fiilen 9 Mart’ta başladı.

Nuriye, Semih ve Acun gözaltına alınınca direnişi sürdürme kararlılığını alana çıkarak yüksek sesle haykırdık. Acun Hoca iki gün sonra serbest bırakıldı, Nuriye ve Semih altı gün gözaltında kaldı. Muhtemelen açlık grevine başladıkları için onları tutuklamayı göze alamadılar ve serbest bıraktılar.

Yetmiş gündür Nuriye ve Semih su, şeker, tuz ve beyin hasarına karşı B1 vitamini alıyorlar. Semih on sekiz, Nuriye sekiz kilo verdi. Açlık grevi henüz hayati tehlike aşamasında olmasa da kalıcı sakatlık aşamasına geldi. Yürüme güçlüğü ve halsizlik hat safhada. En çok sorulan soru “Ne zaman açlık grevi bitecek?” sorusu, bu sorunun cevabını, Nuriye ve Semih’i tanıdığım kadarıyla şöyle verebilirim: Somut bir kazanım olmadan açlık grevini sonlandırmayacaklardır.

Yandaş medyanın kara propagandası

Devlet açlık grevini görmezlikten gelerek gözlerden saklamaya çalıştı, ancak altmışıncı günde Sezen Aksu’nun iki öğretmenin sesine kulak verilmesi gerektiği yönündeki çağrısı zaten geniş çevrelerde bilinir olan eyleme ilgiyi çığ gibi büyüttü. Polis ve yandaş medya ise suskunlukla boğmaya çalıştığı Yüksel direnişini bu defa yalan ve kara propaganda ile boğmaya yöneldi. “Fetöcü” suçlamasını unutarak bizim illegal örgüt üyesi solcular olduğumuzu propaganda etti.

Biz zaten bütün konuşmalarımızda devrimci, demokrat kimliğimizi vurguladık, asla saklamadık. Yandaş medyanın derdi direnişi kriminalize ederek “işimizi geri istiyoruz” talebine galebe çalmaktı. Yandaşların bu konuda çok başarılı olduğu söylenemez; eylem dünya gündeminde bile önemli yer tutuyor artık.

Polis gece saldırılarıyla eşyalarımızı ve çiçeklerimizi gözaltına alıyor her gün. İşimizi geri istiyoruz talebinin yanına çiçeklerimizi geri istiyoruz talebini ekledik. Polis polisliğini, yandaş medya tetikçiliğini yapıyor ama kitle örgütleri hala OHAL ve KHK rejimine karşı görevini yerine getiremiyor ne yazık ki.

Eylem yöntemi üzerine tartışmalar

Açlık grevi üzerine çok sayıda tartışma yapılıyor bu aralar. Nuriye ve Semih dışında oğlunun kemiklerini isteyen Kemal amcanın açlık grevi devam ediyor. Açlık grevine ben hiçbir zaman ilkesel olarak karşı olmadım. Savunma araçları elinden alınmış olan insan için etkili bir isyan yöntemidir açlık grevi. Nuriye ve Semih açlık grevi süresiz yapmayı uygun gördükleri için onlarla açlık grevine başlamadım. Eylem yöntemindeki taktiksel bir ayrılık beraber direniş yürütmeye engel olmadı.

Özellikle liberal çevrelerde devletin vazgeçirme yöntemlerini arkalayacak biçimde açlık grevine karşı ideolojik savaş açılmış durumda. Açlık grevini doğru bulmamak ve yapmamak herkesin hakkı, bunun tartışılacak yanı yok. Ama kendisi de ihraç edilmiş bir akademisyen KHK’lere karşı hiçbir vicdani sorumluluk ve felsefi ahlak teorisi yapmıyorken açlık grevi üzerine lügat parçalayabiliyor.

Karnı tok olan bir insanın açlık grevinin devam etmesini öğütlemesi doğru değildir fakat kararlı biçimde kendi iradesiyle açlık grevi yürüten insanlar için “ikna odaları” kurmayı önermek ise tersinden bir o kadar gayrı ahlakidir. Herkes kendi eylem tarzıyla konuşmalıdır ama eylemsizliği “erdemli teoriler”le kutsayanlar aklını kendine saklamalıdır.

Veli Saçılık
Veli Saçılık[email protected]