SON DAKİKA

Eskiye Özlem – Artık Samimi Olmaya Ne Dersiniz?

Oturup bir kez sorgulayalım, sadece bir kez. Biz nasıl bu hale geldik? Gölgelerimizi, nerede, ne zaman kime sattık? Bu sahte mutluluk neden?

Bu haber 15 Aralık 2017 - 23:45 'de eklendi

Rukiye EKENLER

Herkesin, tanıdığım tanımadığım, dokunduğum dokunamadığım, yollarımın kesiştiği, hiçbir zaman kesişme ihtimalinin olmadığı, farklı halklardan, farklı kültürlerden, farklı dinlerden hemen herkesin geçmişe bir özlemi vardır bilirim.

Ahhh o eski günler diye başlayan cümleleri de vardır. Çünkü beynimiz bize küçük tatlı renkli oyunlarından oynamıştır ve bize iyi ve güzel şeyleri hatırlatır. Kötüler bilinçaltına itilmiştir çoktan, ancak bir uyaran gelir çıkartır onları sakladığımız kutucuklardan.

Çünkü o bilinçaltına ittiklerimizin dışarı çıkartılması ve onlarla yüzleşmemiz ölümcül olabilir. İnsan doğası, metabolizması, fizyolojisi ve anatomisi gereği yaşamaya odaklanmıştır ve tüm savunma mekanizmalarımız kalkan olur korur bizleri.

Amma velakin, hadi dönelim eskiye desen hiçbirimiz, evet hadi dönelim demez, diyen kimseyi görmedim, belki o şansının gerçekten olmadığını biliyor olmasından belki de dönmek istemediğinden [orasını bilemem], bu konuda yapılmış bir araştırma ve istatistiksel değerler var mı onu da bilemem, sadece pratik yaşamımdan deneyimlerimi paylaşıyorum.

Çünkü insanoğlu, bilinmezi sever, ne kadar da aklı yüceltse, pozitif bilimlere değer verdiğini söylese de, metafizik ve teoloji onun için vazgeçilmez olmuştur ve bir tarafı hep oraya kayar. Bilinmeyeni, karanlıkta olanı bulma, o bilinmeyene ulaşma, rastlantılara kendini kaptırıp gitme ve değiştirme şansının olduğu gerçeklikleri bile beklemeye alma gibi talihsiz bir yapımız var.

Belki yaratılıştan bir eksiğimiz var, belki de öğretilerde bir sorun. Eğer geçmişe dönersek nelerle  karşılaşacağımızı bilmekteyizdir ve onu değiştirme şansımız var; ancak gücümüz var mıdır, ya da değiştirmek istiyor muyuz?.  Ya da o gerçeklik belki de başından beri bizim gerçekliğimizdir, belki de bu yaşananları kendi isteğimizle bile isteye yapmışızdır, kim bilir…

Belki de , geçmişimizle zaman içinde uyumlu hale gelmişizdir, yaşamak için, sırf sadece yaşamak için, yani geleceğe taşımak için bedenimizi ve ruhumuzu….

Bir şans daha verilse gene aynı şeyleri yapardım diyenimiz az değil, belki de bu durum bizi yaşamla uyumlu kılan yanımızdır. Belki de çok fazla ‘keşkelerle’ yaşayanların ileriye gitme şansı tamamen elinden alınmıştır. Nereye kadar ileriye gidebilir bir insan, o da farklı bir handikap gerçi. Tek başına yaşadığın bir dünya değil ki!

Tek başına yaşayabileceğin bir dünya da değil yeryüzü, kuralları sen koymuyorsun, tek başına hiçbir şeyi değiştiremiyorsun, sana sunulanı ya sessizce uzlaşarak kabul ediyor ya da ölümü seçiyorsun!

Çünkü sistem seni yaşatmak için değil, farklılıkları öldürmek için programlanmış. Ne acı ki sen de o sistemin bir parçasını oluşturuyorsun. Yeri geliyor en büyük hizmetleri sunuyorsun o ölümcül yapıya.

İnsan, doğadaki en çaresiz canlıdır bence.  ‘’Toplumsal yaşam ‘’ denen durum da tam da bu ihtiyaçtan doğmamış mıdır?. Çaresizlik, yetersizlik, tek başına baş edememe, doğanın sana sundukları tehlikelerle baş edememe…

İnsanları bir arada tutan tek gerçeklik budur. Bu acı gerçekliğin üzerine kurmuşuz diğer tüm bildiklerimizi. Bunun için siteler, polisler kurmuş, bunun için yasalar yapmış, bunun için büyük tartışmalar yapmış, kitaplar yazmışız. Önceleri bir araya gelerek güçlenmek istemişiz, sonraları kendimizi bir diğerimizden korumak için savaşlar yapmış, büyük imparatorluklar kurmuş, derebeylerine satmışız bedenimizi, emeğimizi; hatta yeri gelmiş HOMO HOMINI LUPUS , yani İNSAN İNSANIN KURDUDUR bile demişiz, demek durumunda bırakılmışız.

Önceleri bilmediğimiz, tanımadığımız, çözemediğimiz doğadan ve tanrıların öfkelerinden korkarken, onlardan korurken birbirimizi, sonraları insandan korunmuş durmuşuz; bunun için kaleler yapmış, muhafızlar tutmuş, surlar örmüş, nöbetçiler yerleştirmişiz. Büyük ordular kurmuş, tehlikeli silahlar icat etmiş, kendi cehennemimize kendi ellerimizle hapsetmişiz kendimizi.

Yeri gelmiş geçmişimizi satmışız, yeri gelmiş gölgemizi… Tanrının istekleri ve direktifleri o kadar netken, biz şeytanla pazarlığa girmişiz; yeneceğiz seni derken gittikçe ona daha çok benzemişiz.

Geçmişi istemeyiz elbet, geçmiş tanrıdır belki de; bilinendir, nettir, akıldır, değiştirebileceklerindir, sensindir… Gelecek ise bilinmeyendir; karanlıktır, şeytandır, olasılıktır, risktir, senin olmayan pek çok şeydir.

Geçmişi seversin de dönmek istemezsin, zaman içinde barışmışsındır onunla, geçerli nedenler üretmiş ve hatta onu sevmeye bile başlamışsındır, neden geri gidip çatışasın ki kendinle, neden tam da seviyorum derken soğuyasın ki? Orası senin güvenli alanındır, seni sen yapan, bugüne taşıyanındır, değerlindir bir bakıma.

Neden sevmeyelim, bildiğimiz bir alan ve şu anda yaşamamızı sağlayan kararlarımız var orada. Eğer yaşıyorsak, eğer sahip olduğumuz şeyler fazlaysa, eğer evin borcunu bitirmişsek, oğlanı evlendirmiş, kızı nişanlamışsak, eğer çorbamız kaynıyorsa ve eğer yaşamdan beklentilerimiz sadece kendinle ilgiliyse ve yaşamından gayet memnunsan, keşkelerin yoksa veya sadece “ah o komşu kızını alsaydım” ya da “ah o arsayı zamanında kapatsaydım” ile sınırlıysa; sormuyorsan, düşünmüyorsan, sorgulamıyorsan, “ne yapabilirdim, neyi eksik yaptım” diyemiyorsan geçmişle sıkıntın da olmaz. Olmasın da zaten, istemem! Geçmişiyle barışık insanlardan oluşan bir toplumda yaşamayı neden istemeyeyim ben de.

Ancak durum öyle değil işte. Geçmiş bugünü yarattıysa, bugün de büyük sıkıntılar varsa, akıl çağı, iletişim çağı, modern dünya , mutluluk, huzur, konfor derken, kocaman küresel bir yalnızlığın içine hapsedilmişsek, gözümüzün önünü bile görecek durumda değilsek, manevi değerleri yükseltelim derken insanı ve insani ihtiyaçları ve aklı göz ardı ediyorsak, gözümüzün önünü bile göremeyecek duruma geldiysek, psikiyatriye başvuru oranları kat kat artmışsa, anti-depresan ilaçlar şeker gibi konuklara ikram edilir olmuşsa, birbirimize her alanda sonsuz küfürler savuruyorsak, nefret etmek için neden bile aramaz olmuşsak, cehaletin sonsuz iktidarı içinde bilginin değerini unutmuşsak, bir ağaç için canını verenleri anlamakta zorlanıyor ve birbirine paralel evlerde kimse kimseye dokunmadan paralel yaşamlar yaşıyorsak, sahip olduğumuz hiçbir değerin kökenini bilmiyor ona saygı duymuyor ve anlık ihtiyaçlarımız için pervasızca kullanmaktan çekinmiyor ve her şeyden önemlisi doğal hukuk denen,yazılı olmayan hukuğu bile işletemiyor, kötüye kötü derken binlerce kez düşünüyorsak biz geçmişi özlemeyelim. Lütfen özlemeyelim.

Oturup bir kez sorgulayalım, sadece bir kez. Biz nasıl bu hale geldik? Gölgelerimizi, nerede, ne zaman kime sattık? Bu sahte mutluluk neden? Ya hep beraber, geçmişimizle yüzleşip, mutlu yarınlara yürüyelim, zorunluluklardan değil gerçekten sevgiyle yapalım bunu, ya da artık birbirimizi kandırmaktan vazgeçelim. Herkes kendi yoluna. Daha fazla zarar vermeyelim birbirimize ve de geleceğimize. Ne dersiniz. Artık samimi olmaya ne dersiniz?

Rukiye Ekenler
Rukiye Ekenler[email protected]
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat
Kurtköy Escortümraniye Escortescort bayanAtaşehir Escortümraniye escort