SON DAKİKA

Çizgi Romandan, Nolan’ın Dark Knight Üçlemesine ‘Batman’in Mesajları

Bu haber 07 Mayıs 2017 - 12:39 'de eklendi

Batman, Kara Şövalye, Pelerinli Süvari. Hangi ismini daha çok severseniz sevin, 1939 yılında Detective Comics’in 27. sayısında  çizildiğinden bu yana Yarasa Adam, sadece çizgi romanların değil, kurgu dünyasının da en popüler karakterlerinden biridir. Batman’ın çizgi romanlardaki ve sinemada tasvirleri de zaman içerisinde gelişmiş, değişime uğramış, ancak hiçbir zaman kurgusal karakterler içindeki en karmaşık ve sevilen figürlerden biri olma özelliğini yitirmemiştir.

Çizgi roman karakterleri özünde, modern zaman mitolojisidir. Yüzyıllar boyunca farklı yerlerde ortaya çıkan, sayısız yazar ve şair tarafından zaman içinde tekrar anlatılan hikayelerin, popüler kültürdeki yansımalarıdır. Fakat dikkate değer şekilde Batman, belki de en sevilen karakterdir. O ve tüm yardımcı karakterleri, hatta yaşadığı şehrin ismi bile, popüler kültürün başlıca yapı taşlarından biri haline gelmiştir. Hatta bugünün genç kuşağı arasında halefi Superman’den bile daha popülerdir.

Peki Batman’in bu kadar sevilmesinin sebebi nedir? Neden fantastik film ya da çizgi romanı hayranı pek çok kişi onu böylesine ilgi çekici bulmaktadır? Çünkü o; karanlık, dayanıklı, fakat aynı zamanda yaralı bir karakterdir. İnsanlar, ‘tuzu kuru’ tiplerdense, inişli çıkışlı ve mağdur karakterlere sempati  duyma eğilimindedir. Gerçekten de, karakterin bir arka plan hikayesinin olması ve bunun mağduriyet üzerinden ortaya konulması, dramada işe yarayan bir unsurdur.

Görkemli bir mitolojik karakterin insanlar üzerindeki etkileyiciliği malumdur. Batman kötü bir eylemin sonucu doğan ve iyilik uğruna mücadele veren bir kahramandır. Karanlığı yenmek için, karanlık bir imaja bürünen adalet savaşcısı. Örümcek Adam gibi diğer süper kahramanların aksine, gönülsüz olarak elde ettiği güçleri görev dürtüsü olmaksızın kullanırken, bir yandan günlük hayatını yaşayan kahramanlardan değildir.

Bruce Wayne henüz bir çocukken tercihini yaparak, kendisini bütünüyle bir suçla savaş makinesi olmaya adamıştır. Bu durum da; içsel huzurunu bir tarafa bırakarak, çoğunluğun  faydası uğruna savaşan  bir kahramanı ortaya çıkarır. Batman’in suçla mücadelede başarılı olduğu ölçüde, Bruce Wayne’in kendi benliğinden uzaklaştığı görülür. Anne ve babası gözlerinin önünde öldürülen ve hayatının her gününü bu acıyla yaşamak zorunda kalan Bruce, Batman’i yaratabilmek için pervasız bir playboy haline bürünür.

Bütün hayatını, yaşadığı travmanın sonucu doğan bir amaç doğrultusunda şekillendiren bu adam, Batman’e maskesini taktırmak için, öncelikle Bruce Wayne’e bir maske taktırmak zorunda kalır.

Batman karakteri sinemaya ve televizyona pek çok kez uyarlanır. 1940’lardaki ucuz ve çocuksuluğa kaçan televizyon dizisi versiyonlarından başlayarak, 60’lı yıllardaki aynı derece yapmacık dizi ve film uyarlamasıyla “Yarasa Adam”, beyazperde ve televizyonda bekleneni veremez.

Karakterin özüne dönmesini sağlayan isim ise Tim Burton olur. 1989 ve 1992’de çektiği iki film ile Batman’in ‘karanlık’ köklerini kendi gotizmi ile birleştiren Burton, Gotham’ın kasvetli kış atmosferini ve şehrin koruyucusunu, bugün de tüm dünyanın gözünde yer etmiş olan imajı ile sunar.

1995 ve 97’de Joel Schumacher’den gelen iki film ise; Batman algısını neredeyse kırklardaki ucuz karikatürize haline döndürmeye adaydır.

Her iki film de, dev oyuncu kadrolarına rağmen, en ufak bir sinemaya adapte edilme çabasına girilmeden, adeta çizgi romandan olduğu gibi fırlamış halleriyle sunulan karakterler nedeniyle komiğe kaçar.

Schumacher’in “supervillain” kavramınından, yapmacık kahkahalar atan ve hınzırlık peşinde koşan tiplemeleri anladığı izlenimi uyanır.

Kötü senaryo, kötü yönetmenlik ve çizgi romana olan sadakatsizliğe ek olarak, sponsorluk namına filmin ortasında kredi kartı reklamı yapılması, çizgi romanın hayranlarını Schumacher’in Batman’lerinden soğutur.

Kaotik ve esrarengiz Batman’in, işini bitirip suçluları Gordon’a teslim ettikten sonra, gecenin karanlığına karışmasını benimseyen hayranların, çırağı Robin’le yardım gecesinde bağış toplayan bir Batman gördüklerinde, hayal kırıklığına uğramaları anlaşılır bir durumdur. Schumacher’in “Batman Forever” ve “Batman&Robin”de yaptığı olumlu sayılabilecek tek şey ise; kendine has Gotham tasviridir. Tim Burton’ın ortaya koyduğu Gotham’a göre bol görsel efekt desteğiyle daha ışıltılı ve içinde dev heykellerin olduğu, açık hava müzesini andıran bir şehir sunar. Özellikle Nolan’ın üçlemesindeki Gotham, her yanıyla mekanın aslında New York olduğunu seyirciye bağırsa da, Schumacher “Gotham” diye bir şehrin varlığını inandırıcı kılmaya çabalar.

Christopher Nolan’ın çektiği Dark Knight üçlemesi, tematik açıdan en zengin ve entellektüel derinliğe sahip çizgi roman uyarlaması olarak sinema tarihindeki yerini alır. Kendisinden önceki yönetmenlerin aksine Nolan, üçlemede başından sonuna tek bir hikaye anlatır. 2005’te “Batman Begins”ile , tüm serinin nasıl gelişeceğinden ve aslında yedi yıl sonra 2012’deki “Dark Knight Rises” ile hikayenin bir sonuca bağlanacağından seyirci habersizdir. Üç film bir araya konulduğunda, ortaya daha büyük ve görkemli bir hikaye çıktığı görülür. Üçlemenin özünü oluşturan da budur. Birbiriyle bağlantılı iki ana tema vardır. Gotham’ın kurtuluşu ve Bruce Wayne’in kurtuluşu. İki içeriğin temelinde de, Bruce’un ailesinin öldürüldüğü gece vardır.

Yozlaşmış ve dibe vurmaya yakın Gotham’ın, Batman gibi bir kahramana ihtiyacı olduğu dramatik biçimde vurgulanır. O kötü gecede şehrin kurtarıcısı doğar. Fakat gözden kaçan bir şey vardır. Bu olay Gotham’ın kurtuluşunu beraberinde getirecektir. Ancak olayın Bruce üzerindeki etkisi ne olmuştur? Karanlıkta gizlenen gotik bir imaja dönüşerek, ruhuna mal olsa bile şehri kurtarmalı mıydı? Bu modern zaman çizgi romanlarının cevap vermeye cesaret edemeyecekleri bir sorudur. Çünkü buna cevap verdikleri noktada hikaye biter. Ancak Nolan bu soruya bir cevap arar.

2005’te Batman Begins’te Bruce’un yolculuğu ailesinin öldürülmesi ile başlar. Fakat o anında bir adalet arayışına girişmez. Hatta aradan yıllar geçip büyümesine karşın davranış problemleri olan birine dönüştüğünü, üniversiteden atıldığını söyleyerek ortaya koyar. Bruce’un ailesninin öldürülmesi ona doğrudan suçla savaşma ilhamı vermez. Tam aksine onu yılmış, sorumsuz ve devamlı bela çıkaran karaktere dönüştürür.

Nolan hikayeye, Bruce’un yolculuğunda oynadığı rol ile çizgi roman ve film arasına kesin bir çizgi çekilmesini sağlayan bir karakter ekler. Bruce’un çocukluk arkadaşı Rachel Dawes. Rachel, Bruce’un ailesi öldürüldüğünden beri onun arkadaşıdır ve birbirlerini sevdikleri çok açıktır. Aralarındaki aşka rağmen, Bruce’un olumsuz tavrı yüzünden hiçbir zaman birlikte olamazlar.

Rachel karakteri, seriyi çizgi romanın bir uyarlaması olmanın ötesine taşıyarak “Nolan’ın” Dark Knight üçlemesi haline getirir. O güne dek çizgi romana sadık kalınarak çekilen tüm sinema ve tv uyarlamalarında, Bruce ailesinin ölümünün ardından bir adalet savaşçıcı olup Gotham’ı kurtarmaya karar verir. Fakat Batman Begins’da Bruce anne ve babasının katili olan adamı öldürmeye karar verir. Asında sadece kendi kişisel garezinin peşinden koşarken, Rachel onu bu kararından vazgeçirdiği gibi etrafındaki şehre karşı gözlerini açmasını sağlar. Ona, kurtarılması gerekenin yozlaşmış Gotham olduğunu gösteren ve Batman’in ortaya çıkmasını sağlayan kişi Rachel’dır.

Dünyayı, insan doğasını ve suçlu psikolojisini anlamak üzere yaptığı yolculuklarla yedi yılını geçiren Bruce, kendisini bir üçüncü dünya ülkesinin hapishanesinde bulur. Burada tanıştığı Ra’s Al Ghul, Gotham’ı kurtarması için ona yön verir. “Korku” kelimesi Batman Begins’in anahtar sözcüğüdür ve film boyunca farklı koşullarda tekrar edilir. Al Ghul Bruce’a, başkalarının korkularını manipüle edebilmek için önce kendi korkularıyla baş etmesi gerektiğini öğütler. Bu sayede Bruce, en büyük korkusuyla yüzleşip, onu suçluların yüreğine korku salan bir sembole dönüştürür.

Bruce Wayne, Yarasa Adam’a dönüşür. Büyük bir başarı göstererek şehrin en büyük mafya patronlarından birini alaşağı eder. Bunu yaparken de tek müttefiği dedektif Jim Gordon’dur. Ancak Batman’den korkmayan bir suçlu ortaya çıkar; Doktor Jonathan Crane yani “Scarecrow”. Kendisini korkunun efendisi olarak tanımlayan Crane, kendi korkularına hükmetme konusunda Bruce ile benzerlik taşır. Ancak tek farkı; o başkalarının korkularına kendi amaçları doğrultusunda hükmeder. Crane ile ilk karşılaşmasında onun kimyasal ilacına maruz kalan Bruce, çocukluğunda babasının ona sorduğu ” neden düşeriz?” sorusunu hatırlar. Yine babasının ağzından çıkan “dolayısıyla yukarı çıkmayı öğrenebiliriz” cümlesinin tematik tarafının, tüm boyutlarıyla ilk filmde açıklanmasınını bekleyen izleyici hayal kırıklığına uğrar. Korku kavramının ele alınışı ile ilgili tüm parçaların yerine oturması ancak üçlemenin finalinde mümkün olur.

Gotham’ın suç imparatoru olan Falcone’yi yendiğinde, Batman’in yolculuğu aslında filmin ilk yarısında başlamıştır. Şehri temizleyip, adaleti tesis etmek üzere Gotham’ın suçlularına karşı giriştiği mücadele, başarıya ulaşmış gibi göründüğü noktada dışarıdan gelen bir tehditle, Ra’s Al Ghul ile çatışır. Bu noktada Bruce, sadece Gotham’ı kurtarmaya değil, onun kurtarılmaya değer olduğunu kanıtlamaya da mecburdur.

Finalde şehri kurtardığında Rachel, Bruce’un yanındadır. Fakat iki insanın mutlu bir hayat sürdükleri romantik bir son söz konusu değildir. Birbirlerine olan duygularını itiraf etseler de, Rachel Bruce’a, Batman olarak yaşadığı sürece birlikte olamayacaklarını söyler. Rachel’ın; Gotham’ın, Batman’e ihtiyacının kalmayacağı günlerin gelmesini ummak dışında bir seçeneği kalmamıştır.

Nolan’ın üçlemesinin çizgi romandan ayrıldığı bir diğer nokta ise; Bruce’un rolünü geçici olarak görmesi, dolayısıyla işini bitirdiğinde hayatına devam etmeyi istemesidir. Asıl amacı bir sembol olarak insanlara ilham vererek bu yozlaşmış şehirde işleri yerine koymaktır. Batman’e dair görüşlerinde, toplum ikiye bölünmüştür. Onun eylemlerini haklı bulup, Gotham’ın hakettiği kahraman olduğunu düşünenlere, kendini kanunların üstünde gören karanlık bir kanunsuz olduğunu düşünenler vardır. Tam da bu noktada Bruce şehrin gerçekte neye ihtiyacı olduğunu fark eder.

Şehrin düzlüğe çıkışının ilk kıvılcımlarıyla birlikte, Harvey Dent “meşru” umut olarak ortaya çıkar. Dent, daha olumlu bir yönüyle Batman’in karşıtıdır. Bruce onu “Gotham’ın ihtiyacı olan kahraman” olarak tanımlarken halk ona “beyaz şovalye” der. Bruce, şehrin ilgisinin Dent’e yönelmesinden memnundur ve bu sayede Batman’i geride bırakarak Rachel’la hayatını sürdürmeyi düşler. Buradaki ironi, Rachel’ın Harvey ile çıkıyor olmasıdır. Gotham’ı kurtarma görevi de, Bruce’un kişisel yolculuğu da Harvey’in gelişinden etkilenir.

Çizgi romanın ortaya çıkışından yetmiş yıl sonra, Batman’in en esaslı düşmanın ve tam karşıtlığının “Joker” olduğu kabul edilebilir. İlk film izleyiciyi Batman’in çıkış noktası hakkında bilgilendirip, ilk zaferini kazanarak bir “kahraman” oluşunu gösterirken, Dark Knight’da dengi bir karakterle karşılaşması gösterilir. Batman Begins’te Bruce, suçlu psikolojisini anlayarak suçlularla nasıl baş edileceğini öğrenir. Ancak şimdi hiçbir kategoriye girmeyen ve edindiği bilgilerle açıklanamaz bir düşmanla karşı karşıyadır.

Joker, Batman’in karşısında savaştığı her değeri temsil eder. Nasıl ki Batman, Gordon ve Dent ile kurduğu ittifak ile Gotham’daki yozlaşmaya karşı savaşıyorsa, Joker’de insanların hırsları ve şiddet arzuları toplumsal normlar tarafından bastırılmadığında, şehrin gerçek yüzünü göstereceğine inanır.

Joker’in temeli ve kimliği hiçbir zaman tam olarak açıklanmasa da, Bruce’a olduğu gibi onun başından da korkunç bir şey geçtiği aşikardır. Acı ve trajedinin insanları iyi ya da kötü yollara yönlendirme potansiyeli olduğu göze çarpar. Tıpkı Gotham’da olduğu gibi; korkunç bir olay şehrin kurtarıcısının doğumuna sebep olabileceği gibi, saf kötülüğün ortaya çıkmasını da sağlayabilir. Taraflardan biri kendi karanlığını iyilik uğruna kullanırken, diğeri masum olanları şeytanileştirmek için kullanır.

Joker “plan yapmayan” biri olduğu iddiasında bulunur. Amacı en basit haliyle kaos yaratarak insanlara, doğru ve doğal olan yolun kendisininki olduğunu göstermektir. Batman ve Dent insanları doğru yolu seçmeleri için yönlendirirken, Joker onların küçük düşmeleri için uğraşır. Bu sayede, insan doğasının iki karşıt kutbundan hangisinin daha güçlü olduğunu göstermeyi amaçlar. Ona göre güçlü olan, insanın içindeki şeytani güdüdür.

Batman başa çıkmak zorunda kaldığı ilk durum, Joker’in ondan kimliğini açıklamasını istemesidir. Eğer bunu yapmazsa Joker misilleme yaparak insanları öldürecektir. Bu yapmasındaki amaç ise; Batman’in “öldürmek yok” kuralının uygulanamaz olduğunu göstermektir. Joker acıdan kaçmak için herhangi bir yol bırakmayan bir durum yaratmada başarılı olur. Bruce’un doğru tercihi yaptığını düşündüğü noktada bile, şüphe ve belirsizlik hakimdir. Batman’in kimliğini açıklamayı reddetiğinde halkın gözündeki kahraman imajını kaybetmeye başlar.

Bruce doğru olanı yaptığını düşünerek, kimliğini açıklamaya karar verir. Kazanan Joker olmuştur. Her neyse ki, kendisinden daha dürüst olduğunu kanıtlamış olan Harvey tarafından durdurulur. İkinci durumda, Joker, Batman’i Gotham’ın kahramanı Harvey Dent ve sevdiği kadın arasında tercih yapmaya zorlar. Bir kez daha Joker kazanır. Batman bencil bir seçimle, şehri düzlüğe çıkaracak olan adamın yerine, sevdiği kadını kurtarmak ister. Ancak Joker’in hilesiyle kurtarmaya niyetlendiğinin aksine diğer kişiyi, yani Harvey’i kurtarır. Sonrasında belirgin hala geldiği üzere Joker, Harvey’nin yaşamasını istemektedir ve Batman’in yanlış seçim yapacağını öngörmüştür.

Son oyununda, iki gruptaki insanlardan birini diğerine öldürtmeyi deneyen Joker’in, kanıtlamaya çalıştığı tek olgu hakkında yanıldığını görmesi, onun çöküşü olur. Şüphesiz Joker’in umduğu masum iyi insanların, her grubun da kendi hayatlarının daha değerli olduğunu düşünerek, diğer feribotta bulunanları öldürmesidir. Fakat her iki grupta doğru olanı yapar. Evet belki her insanın içinde kötülük vardır. Buna rağmen, insanların başkalarına karşı besleyebileceği sevgi sayesinde, belki iyilik kötülüğe karşı galip gelebilir. Bu da Gotham için hala umut olduğu anlamına gelir. Bu durumun belirgin hale geldiği an, Joker’in gülümsemediği tek andır.

Yine de Joker’in en büyük başarısı Harvey’nin karanlık yüzünü tamamen ortaya çıkarmasıdır. İki kahramanın da sevdiği kadını öldürüp, onların acısından faydalanıp kahramanları kendisine benzetmeyi dener. Bu girişimi Harvey üzerinde başarılı olduğu noktada Gotham’ın “yüzü olan kahramanı” hem gerçek hem de mecazi anlamıyla “bozulmuştur”.

Finalde ortaya çıkan durumda, Joker’i durdurmanın tek yolu bir yalandan geçer. Joker bir kez daha, kolay seçeneğin olmadığı bir durum yaratmada başarılı olmuştur. Gotham’ı kurtarmak için Batman kötü adama dönüşmek zorundadır. Çünkü şehrin umudu beslemek için “beyaz bir şövalyeye” ihtiyacı vardır. Bu yüzden Batman toplumun daha fazla sevmeyeceği tehdiktar bir şahsiyet halini alır. Gordon’da bu yalana ortak olarak Harvey Dent’in şehrin beyaz şövalyesi olduğunu söyler. Fakat bu şehirden bir kahraman doğmadını bilmektedir. Harvey’nin yenilgisine yol açan olaylar Bruce’u daha zor bir karar almaya sevk eder. Aldığı bu kararla gerçek bir kahramana dönüşür ve başından beri amaçladığı şeyi gerçekleştirir. Gotham’ı kurtarmıştır. Şehrin “Kara Şövalyesi” olmuştur.

2012’da vizyona giren Dark Knight Rises‘da, Batman’in ortadan kaybolmasının üzerinden 8 yıl geçmiştir. Yalan işe yaramış ve Harvey Dent yasalarının yürürlükte olmasıyla, Gotham’da organize suç tarihe karışmıştır. Bruce sadece Batman’i sahneden almakla kalmamış, kendisi de sağlık sorunları eşliğinde inzivaya çekilmiştir.

Bu durağanlık hali Bane’in, Ra’s Al Ghul’un yarım bıraktığı işi bitirmek üzere Gotham’a gelmesiyle değişir. Filmde paslanmış olan Batman’in Bane’la ilk karşılaşmasında aldığı yenilgi ve cehennemin ortası olarak adlandırılan bir hapishaneye düşüşü bir tarafa, Selina Kyle karakterinin “doğru olanı” yapmak ile kişisel kurtuluşu arasında bocalaması bir tarafa, filmin asıl kırılma noktası Gotham’ın işgalidir. Bane paralı askerlerden oluşan ordusuyla, tüm resmi otoriteleri hatta Amerikan Hükümetini dahi çaresiz bırakarak şehrin yönetimini kendi deyimiyle halka bırakır.

Mikhail Bakhtin’in “Karnavalesk” kavramını açıklarken; “toplumsal yapının dikte ettirdiği tüm hiyerarşik düzenler, ayrıcalıklar, norm ve yasaklar askıya alınır” tanımlamasını yapar. Bane’in Gotham’da başlattığı işgal tam da bu örnekteki gibi, Gotham’ın tümünü kamusal alan haline getirir. Aristokrasi ve şehrin statü sahipleri sıcak ve güvenli yuvalarından çıkarılıp alt sınıfların ve ötekileştirilenlerin yaşam tarzıyla yüzleşir. Finalde, Batman’in Gotham’ı kurtarmak için gösterdiği destansı fedakarlığa rağmen, yeniden tesis ettiği düzen (elbette şehri sadece işgalden değil nükleer bir patlamadan da kurtarmıştır) adil bir düzen midir sorusunu akla getirir. Yoksa Kara Şövalye tüm iyi hedeflerine yalnızca adaleti değil, burjuvazinin adaletini mi sağlamıştır?

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat
Kurtköy Escortümraniye Escortescort bayanAtaşehir Escortümraniye escort