SON DAKİKA
kadikoy escort

Atıf Yılmaz’ın Sineması – 1. Bölüm

Bu haber 22 Mart 2017 - 19:28 'de eklendi

Sinemacı için bir film, sadece insanlığa miras olarak kalması hedefi ile ortaya konulan bir sanat eseri değil, aynı zamanda bir kendini ifade etme biçimidir. Ancak Atıf Yılmaz’ın kendini ifade etme şekli, daha başında ‘sansür’ olgusu ile karşılaşmıştır. 1952 yılında çektiği ilk filmi “Kanlı Feryat”ta, Dicle Nehrinde yıkanan kadın oyuncunun göğüslerinin görünmesi üzerine, sansür kurulu bu sahnenin filmden çıkarılmasını ister. Bu Atıf Yılmaz’ın sansür kurulu ile ne ilk ne de son tanışması olur. Yönetmen, sansür ile ilgili olarak; daha işe başlamadan önce , hangi sahnelerin kesilip kesilemeyeceği sorusunun akıllarını kurcaladığını söyler. Sahnelerin buna göre çekildiğini, ayrıca hangi sahnenin ne kadar masraflı olacağı sorusunun da sinemacıların önünü kesen diğer bir etken olduğunu belirtir. Ona göre bu durum yaratıcılığı da olumsuz etkiler.

“Allah Kerim” adlı romanının sinemaya uyarlamasında Semih Evin’e asistanlık yapan Atıf Yılmaz, 1951’de “Kanlı Feryat” ile yönetmenliğe başlar. İlk altı yıllık döneminde, Mısır melodramlarına yerel motifler katan Muharrem Gürses okulunun etkisinde kalan filmler çeker. Zaman zaman sevmediği, ısınmadığı konuları da filme alır. Ama bu filmler, bir yandan yönetmenliğini geliştirmesini, bir yandan da, istediği filmleri yapması için gerekli olanakları sağlar. Filmleri arasında, bir “Suçlu” ile birAyşecik”in yan yana olması, “Dolandırıcılar Şahı”nı “Kızıl Vazo” adlı bir melodramın izlemesi, yönetmen’in bu iki özelliğini yansıtan en iyi örneklerdendir. Temelde bir yergici olan Atıf Yılmaz, kişi ve olayları, akıcı anlatımı içinde en gerçek boyutlarıyla yansıtmaya çalışırken, olumlu ve olumsuz yanları da vermeye özellikle dikkat çekmiş, iyileri ve kötüleri göstermekle yetinmeyip, iyi ve kötü olmanın nedenlerini de açıklar. Yakından tanıdığı kent yaşamını filmleriyle bütün boyutlarıyla verirken, köy ve kasaba yaşamını yansıtan filmlerinde Türk Sinema tarihinde önemli yer tutar.

“Ala Geyik” tarzı folklorik unsurlara dayanan, ticari başarısızlığın ardından Atıf Yılmaz, piyasaya daha uygun filmlere yönelir. Orhan Günşıray’la ortak yürüttükleri Fellini’nin “Kalpazanlar Çetesi”ni andıran, Vedat Türkali’nin yazdığı Dolandırıcılar Şahı’nı (1961) çeker. Dolandırıcılar Şahı; kasaba gerçeklerine ve belli ölçüde Türk aydınlarının sorunlarına değinen bir filmdir. Öykünün gerçekçi yaklaşımının yanı sıra, kalabalık sahnelerin düzenlenmesinde (Fellinivari bir başarı göstermiştir) değişik karakterlerin çizilmesinde ve çevreyi yansıtmada mizah dolu bakışıyla belirli bir başarıya ulaşır. 1961’de yine senaryosunu  Vedat Türkali’nin yazdığı, bir toplumsal taşlama olan “Tatlı Bela”yı çeker. Tatlı Bela’da iç içe geçen hikaye anlatımı, değişik ama kaba bir şekilde karikatürleştirilmiş tipleri ile grotesk bir tarz ortaya çıkarır. Film, kentsoylu çevrelere bir eleştiri niteliği taşır.

1961 yılında “Seni Kaybedersemile bunalan gençlik ya da asi gençlik sorununa eğilir. Fakir genç kızla zengin delikanlı ikilisinin yer aldığı hikayede; ırza tecavüz, intihar, despot ana, kötü kadın unsurları göze çarpmaktadır. “Seni Kaybedersem” döneminde batılı kalıplara kurban edilmiş ve yüzeysel kalmış bir film olarak yorumlanır. Atıf Yılmaz, 1962 yılında dört filme birden imza atmıştır. Senaryosunu Kemal Tahir’in yazdığı, Erdek’te geçen ve sahte zengin temasını işleyen “Battı Balık”, İlhan Engin, Sadık Şendil ve Kemal Tahir’in birlikte yazdıkları ve iki düşman aile arasındaki çatışmayı anlatan “Beş Kardeştiler”, Erotizme göz kırpan duygusal güldürü “Bir Gecelik Gelin” ve Suat Yalaz’ın çizdiği Karaoğlan’ı ilk kez beyazperdeye aktaran Cengiz Han Hazineleri”.

60’ların başları Atıf Yılmaz’ın çok hızlı bir dönemi olur. 1963’te en ilginç ve kişisel filmlerinden olan ve kasaba hayatını anlattığı Yarın Bizimdir”i çeker. Filmde, kasabasında turistik tesis inşa etme bahanesiyle cebini dolduran bir belediye başkanı ve onu durdurmaya çalışan idealist bir gazeteci arasındaki mücadele anlatılır. “Yarın Bizimdir”in ardından “Erkek Ali”(1964) filmiyle köy ortamına geçiş yapar. Bu filmde bir kadın ile bir çocuk arasında bocalayan kaçakçının öyküsü anlatır. ”

Denemeden denemeye geçen Atıf Yılmaz, 1964’te epik tiyatronun en önemli örneklerinden olan, Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı’nı” Beyazperdeye uyarlayarak yeni Türk Sinemasında bir ilki başarır. 1965’te yine bir tiyatro uyarlaması olan “Murad’ın Türküsünü çeker. Filmin öyküsü çağdaş bir köy efsanesi havasındadır. Köyün birinde, birbirlerine aşık olan bir avcı ile köy ağasının kızının öyküsü anlatılır. 60’lı yılların ortalarında tiyatro uyarlamaları ile devam eder. Kuşak çatışması, kardeş kavgası, aşk öyküsü, köy, kasaba ve göç  temalı filmlerle epik tiyatrodan uyarlamalar yapar. Bu dönemde özellikle Yaşar Kemal’in dilini, sinemaya uyarlama kaygısının açıkça kendini gösterdiği söylenebilir.

1972’den itibaren daha toplumsal boyutu olan bir çizgi belirler. Ticari yönelimli sinemanın gerekliliklerine uyması bir tarafta olsa da, son derece usta bir anlatım tarzını oluşturduğu gözlemlenir. Profesyonel kariyeri boyunca kırsal alanda geçen hikayelere farklı bir bakış açısı getirir. Töreleri kırsal yaşamı inceleyip, çarpıtmadan eleştirmeyi başarır. 1977’de çektiği “Selvi Boylum Al Yazmalım” Atıf Yılmaz’ın en fazla bilinen ve beğenilen filmlerinden olması, sinemanın gerçekçi temasını aşıp sürrealist bir tutumda çekildiğinden gelmektedir. Diğer filmlere özgü toplumsal gerçekleri kullanmayı reddetmiştir. Aslı,”Giant” filminden uyarlama olan “Devlerin Aşkı”nda görülen mafyatik göndermeler ya da “Dila Hanım”daki feodal yönetim,  öncülleri olan birçok filmdeki gibi zengin-fakir aşkı, “Selvi Boylum Al Yazmalım”da yerini daha hayale dayalı bir tematik aktarıma bırakmıştır. Filmde ekonomik şekillenmelerle oluşan bir sınıf çatışması yoktur. Hikayenin iki ana kahramanı da bir iş sahibi ve kanaatkar tiplerdir. Asya’nın şka bakış açısı daha soyut evrenlerde gezer. Karşısındakinden beklediği şeyler; sevginin içselleştireceği aşk ve emek gibi kavramlardır. Bunun yanında Asya karakteri, bekarlık günlerindeki aile baskısı, görücü usulü gibi sosyolojik kalıplarla daha dar tutulur ve yer yer komedi unsurlarıyla süslenerek saf hale getirlir. Atıf Yılmaz ve senarist Ali Özgentürk’ün dehası da aslında bu noktalarda gizlidir. “Selvi Boylum Al Yazmalım” izleyiciyi salt aşka konsantre olmaya yöneltmiştir. Dünyada yönetmen-senarist-teknik ekip üçlüsünün, izleyiciyi doğru amaca doğru araçlarla yöneltebildiği film sayısının azlığı göz önünde bulundurulursa “Al Yazmalım” uluslararası bir değer de taşımaktadır. Filmin şanssız olduğu noktalar da vardır. Bu şanssızlıklardan biri, filmin yayınlandığı yıl sinema salonlarının yarı erotik yarı pornografik filmlerden geçilmediği bir döneme gİrmiş olmasıdır. Film için ayrılan bütçenin kısıtlılığı ve filmin yapımcılarının, batıdan ziyade Orta Asya Türk topluluklarına yönelik filmi satma girişimleri de bir diğer şanssızlıktır. Bunlardan ilki olan pornografi; örneğin Fransa ve İtalya’da sektör olmaktan ziyade sanat alanına dönüştürüldüğü için türün dışındaki filmlere zarar verememiştir. Ama Türkiye’deki sosyal patlamalara karşı ilaç niyetine kullanma yolu, devletin de gizli desteğiyle ortamı avamlaştırır. Yeşilçam’ın gözde oyuncularını, bir anda işsizlik tehlikesiyle karşı karşıya getirir. “Selvi Boylum Al Yazmalım” bu savaşı çıkış yıllarında kaybeden ama özel kanalların yayına geçtiği 90’larda kaybını telafi eden ender filmlerden biri olur. Filmin İkinci şansızlığı ise, yapımcıların yurtdışına pazarlama stratejisidir. Filmin kaynağı olan Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un popüleritesinden yararlanmak istense de, bu filmi Orta Asya’da pazarlamak olumlu geri dönüş vermez. Çünkü o yıllarda bu topraklar hala Sovyetlere dahildi ve Ortadoğu filmleri, devlet tarafından ‘yayılmasına izin verilmeyen kültür ürünleri’ sınıflandırmasına tabii idi.

Filmde, belki prodüksiyon eksiklikleri, belki de karakterlerle mekan arasında tam olarak paralellik kurulamadığı için, belli sorunlar göze çarpmaktadır. Dikkatli bakıldığında hem Asya’nın hem Cemşit’in evi etrafında başka benzerlerine pek rastlanmayan mezra tipi yerleşkelerde bulunuyordu. Bu da filmin mekansal bütünlüğüne zarar verir ve izleyicinin karakterlere adaptasyonunu zorlaştıran bir etki yaratır.  Aynı zamanda tam bir bölge algısı oluşturulamadığından, karakterlerin lokal özellikleri es geçilir. Film boyunca yalnızca İlyas’ın, İstanbul kökenli yani şehirli bir tipleme olduğuna dikkat çekilir, fakat diğer karakterlerde bu durum açıklanmadığından, İlyas’ın karakter bütünlüğü de seyirci açısından çok oturmamıştır. Filmin en pozitif yönü şüphesiz oyunculuklardır. Özellikle Türkan Şoray, belkide sinema kariyerindeki en başarılı performansını sergiler. Asya’nın cana yakın, aydın ama köylü duruşuna sahip yanları, Türk Sinemasındaki köylü kadın karakterleri içinde kendini belli eden bir yerdedir. İlyas rolüyle Kadir İnanır da tıpkı Şoray gibi, abartısız ama sadenin ihtişamında bir performans sergilemiştir. O güne dek çok fazla göz önüne çıkmayan, her zaman duru bir oyunculuk sergileyen Ahmet Mekin de rolünün hakkını abartısız ve eksiksiz verir. Bunların yanı sıra yan karakterlerin filmdeki fonksiyonu bir sorgulama gerektirir. Örneğin; Can karakteri filmin ilk yarısında filmin kötü adamı gibi lanse edilip, ikinci yarıda hiç gösterilmez.

Özellikle İlyas’ın, Asya’yı alıp kaçırdığı sahnede başlayan elektronik müzik ve paralel diyaloglarla süslenen sahne, Yeşilçam’da alışık olunmadık bir dramatizasyon örneğiydi.

Finale kadar seviye seviye yükseltilen “sevgi mi emek mi?” sorusu, filmin bitiminde bir sorunsal olarak en geniş haliyle karşımızda durur. Filmi bütün olarak ele almayan  seyirciye, Asya’nın finaldeki tercihi doğru gelebilir. Fakat zaman ayrışmasına yenilmeyen dikkatli izleyici de, İlyas’ın Asya’dan uzaklaşmasına başlangıç sayılabilecek olaylar dizisinin giriş noktası olan, İlyas’la Cemşit’in ilk tanıştığı sahneyi referans alarak daha farklı bir bakış açısı getirebilir. Zira Cemşit’İn bulunduğu zor durumda kalmış minibüse, çocuğunun doğumuna yetişememe ve işinden olma pahasına yardım etmesi de bir nevi ’emek’ değil midir? İlyas’ın psikolojik değerlendirmesi, izleyicinin en pas geçtiği incelemelerden birisi olmuştur. Bu nedenle, emek kavramının yorumlanabilirliği üzerinde pek durulmayıp göz önünde olan ve ‘sunulan’ Cemşit seçeneğinin sorgusuz kabulü daha makbuldür. Bunun yanında, İlyas’ın mutluluğu işyerindeki eski sevgilisinde araması ve Samet ile Asya’ya olan sorumluluklarını hiçe sayması da Cemşit’in kıymetini yükselten bir imaj olarak sunulur. Burada da dikkati çeken nokta Cemşit karakterinin tercihinin, İlyas’ın hezeyanlarına endekslenmesidir.

Atıf Yılmaz bu noktada da, üçlünün geleceğini hiçbirine bırakmayıp kadrajı Samet’e çevirir. Hz. Muhammed’in Medine’ye ilk gelişinde, evinin yapılacağı yeri belirlemek için devesinin durduğu noktayı göstermesi gibi, dahice bir yaklaşımla “küstürme” riskini çocuğa yükleyip, omuzlardan yük atan bir finalle son noktayı koyar.

Atıf Yılmaz’ın değişkenlik göstererek “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın aksine kırsala dair toplumsal eleştiride bulunduğu bir diğer filmi ise  “Kibar Feyzo”dur. Film özet olarak “bilinçlenme” ve “başkaldırıyı” anlatır. 12 Eylül darbesinden önce yapılmış düzen karşıtı filmlerden biri olarak göze çarpar. Zaten darbeden sonra filmin televizyon gösterimi yasaklanır. Bu durum filmdeki sistem karşıtlığının tescillenmesi olarak görülebilir. Filmde, feodal sistemin getirdiği sömürü uygulamaları ve buna karşı Feyzo karakterinin önderliğinde bilinçlenen köy halkı anlatılır. Kemal Sunal’ın canlandırdığı Feyzo karakteri sevdiği kızın başlık parasını ödemek için uğraşırken Ağa tarafından sürgün edilir, bu yolla İstanbul’a gelir ve köy hayatı ile şehir hayatı arasında paralellik kurar. Köyde, Ağa zulmünden kaçıp şehre gelen Feyzo, şehirde işçilerin patronların zulmüyle karşı karşıya olduğunu görür. Filmin senaryosunun, toplumsal meseleleri mizah unsurlarıyla birleştirmeyi en iyi başaran isimlerden İhsan Yüce’ye ait olması tesadüf değildir.

Kırsal yaşamdan kentteki sıradan insanın hikayesine geçişi ise 70’lerin sonlarında Kemal Sunal güldürüleri ile olur. 1977’de yetişkin ve çocuk dostluğu üzerine kurulu bir hikaye anlatıığı “İbo ile Güllüşah”ın ardından 1978’de belki de sinema kariyeri boyunca yaptığı en ‘solcu’ filminini çeker. Kemal Sunal’ın başrolünde olduğu, “Köşeyi Dönen Adam”da durum komedisi unsurlarının altına Anti-Amerikancı taşlamaların ustalıkla gizlendiği görülür. Müjdan Gezen’in “Eşeğin Karnındaki Elmas” eserinden uyarlanan filmde, en büyük hayali şans oyunlarını tutturarak zengin olmak isteyen Adem’e Amerika’daki milyoner amcasından bir eşek miras kalır. Adem’in etrafındaki fırsatçılar sürüsünün, eşeğin karnında çok değerli bir elmas olduğuna inanması çıkar ilişkilerini hicveden komik olayların başlamasına neden olur. 70’lerin sonunda Amerikan Emperyalizmi’nin Türkiye’de çıkar grupları üzerindeki etkisi ve Amerika’dan gelen herşeyin çok değerli olduğu algısı,  Adem’in sahte dostlarının düştüğü içler acısı durumla izleyiciye gösterilir.  Amerika’dan gelen eşek Mister’in peşine düşmeyen tek kişi, birkaç diyalogda sendika üyesi olduğunu belli ede şirketin çaycısı Halil’dir. Öyle ki Adem’in sevdiği kızın dindar babası Hacı Ömer bile tüm ahlaki tabularını bir tarafa bırakarak Adem’e yaranmaya çalışır. Filmin, en zekice politik göndermeler içeren bölümlerinden biri,  Adem’in Hacı Ömer’le ailesini modern şekilde giyinip mahallede yürümeye zorladığı sahnedir. Henüz Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet karşıtı söylemlerin günümüzdeki gibi prim yapmak bir tarafa dursun,  ağza kolay alınamadığı bir dönemde, cumhuriyet’in modernleştirme projelerine de dokunduran diyaloglara yer vermiştir Atıf Yılmaz. Adem’in isteği üzerine karısını ve kızını gece elbiseleriyle giydiren Hacı, Adem’in kendisine şapka takmasını önermesi üzerine “şapka var, Kemal Paşa inkilabında vermişlerdi zorla..” cevabını verir. Atıf Yılmaz’ın tarafgirlikten uzak tutumuyla sunduğu politik göndermeler, filmin finalinde Kemal Sunal’ın 1 Mayıs kortejine karıştığı final sahnesi ile mesajını açıkça verir. Finaldeki Adem’in monologu, yıllarca iki akşamda bir Kemal Sunal filmleri yayıınlayan televizyon kanallarında bile sansüre uğramıştır. Hatta çoğu izleyici, internet ve dvd’ler yaygınlaşıp da, filmin sansürsüz halini görene dek “Köşeyi Dönen Adam”ın ne denli politik bir film olduğunu anlayamamıştır.

1978’de kendi kurduğu Yeşilçam filmcilik bünyesinde “A Star is Born” (Bir Yıldız Doğuyor’dan) uyarlanan ve senaryosunu Deniz Türkali ile birlikte yazdığı “Minik Serçe”yi çeker.Bu filmde Sezen Aksu ilk kez oyuncu olarak beyazperdede görünür. Atıf Yılmaz sinemasının şaha kalktığı  bir dönem ise 80’lerde başlar. Zeyyat Selimoğlu’nun deprem adlı uyarlamasından çektiği ”Deli KanTarık Akan ve Müjde Ar’ın rol aldıkları filmde kaba sevgi, iğfal, konsomatris gibi unsurları dramatik bir yapı içinde ele alır. İlyas Salman’ın başrolünü oynadığı Başar Sabuncu senaryosu olan ve reklam dünyasını hicveden “Talihli Amele”yi(1980) çeker. Suphi Tekiner’le birlikte senaryosunu yazdığı toplumsal bir taşlama olan “Dolap Beygiri”ni 1982’de çeker. 1982’de “Dolap Beygiri”ni, yine bir kadın filmi olan”Mine”izler.  Bir kasabada istasyon şefinin güzel ama mutsuz eşinin hikayesidir. Kasabaya yeni gelen bir şair ve yazar’la aşk yaşamaya başlar. Atıf Yılmaz bu filmi ile aslında, ”mutsuz,yalnız,içine kapanık” taşra kadınının öyküsünü anlatmak istememiştir. Mine’nin tün durağanlığının altında bilinmeyen bir potansiyel ve özgürlük arayışını aktarmak ister. 1983’te “Seni Seviyorum” ve “Şekerpare” gibi dram ve güldürü içeren iki ayrı türde film çekmiştir. Aslında aynı tema üstünden iki farklı türde hikaye çıkarmıştır. Atıf Yılmaz’ın 80’lerin ikinci yarısında benimsediği tarz ise, daha önce marjinal olarak denediği, fakat bu kez çok daha sağlam bir yaklaşım ve üslupla, kendine özgü mizah katarak sunduğu düşsel sinemaydı. Türk Sinemasında o güne dek görülmemiş şekilde gerçeküstü unsurlar barındırması, Atıf Yılmaz’ın 80 sonrası filmlerini ayrı bir başlık altında incelemeyi gerektirir.

Emre Tanç
Evden eve nakliyat sitemiz istanbul ilçelerindeki. Firmalarin listesi icin lutfen ziyaret ediniz.gaziosmanpaşa evden eve nakliyatbahçelievler evden eve nakliyatkağıthane evden eve nakliyatuluslararası evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyathalkalı evden eve nakliyat